← Ana Sayfaya Dön

Bir'in Oğulları ve Belial'in Oğulları

Kozmik kökenli bilgilere dayanan Mu Kültürü'nden ilk etkilenen Atlantis Uygarlığı olmuştur. Mu kültürü Atlantis'te geniş kitlelerce benimsendi ve yaşam zemini buldu; bu bilgiler başlangıçta tek bir kaynaktan, ortak bir bilinçten süzülerek gelmiş, kıtanın manevi ve toplumsal yapısının temel taşını oluşturmuştu. Ancak Atlantis'in özellikle son dönemlerine doğru, insanlığın aşağı iniş sürecinin bir sonucu olarak bilgiler yavaş yavaş dejenere edilmeye ve negatif alanda kullanılmaya başlandı. Bu bozulma bir gecede gerçekleşmedi, nesiller boyu süren yavaş bir sapma biçiminde ilerledi; başlangıçta saf niyetle korunan bilgi, zamanla iktidar ve çıkar aracına dönüştü. Ezoterik sırlar ve özellikle de parapsişik yetenekler egoistçe çıkarlar doğrultusunda kullanılmaya başlandı.

Belli bir süre sonra bu durum, Atlantis'in iki farklı kutuba bölünmesine sebebiyet verdi. Eski Mu kültürünü sürdürenler ve bu kültürü negatif alanda kullanmaya başlayanlar olmak üzere iki ayrı grup oluştu; bu ayrışma yalnızca ideolojik değil, zamanla toplumsal ve coğrafi bir bölünmeye de dönüştü. Bu birinci gruba Bir'in Oğulları, ikinci gruba ise Belial'in Oğulları adı verildi.

Kozmik bilgileri kötü bir şekilde insanların zararına kullanmaya başlayan Belial'in Oğulları yoğun bir şekilde kara majı uygulamalarına yöneldiler. Parapsişik yeteneklerini bu alanda kullanmaya başlamaları o denli yoğunlaştı ki, kıtalarının fiziki ve atmosferik dengeleri ciddi bir şekilde bozulmaya başladı; sanki insan iradesinin yanlış yöne kanalize edilmesi, doğanın kendi dengesini de aynı oranda sarsıyordu. Bir'in Oğulları'nın tüm girişimleri sonuçsuz kaldı, çünkü karşı taraf hem sayıca hem de örgütlenme gücü bakımından giderek daha baskın hale gelmişti. Sonunda araları iyice açılan iki grup arasında, tarihte ilk kez majik yöntemlerin de kullanıldığı büyük bir savaş çıktı. Sayıca üstün olan Belial'in Oğulları yıllar süren savaştan galip çıktılar. Kazanan Karanlığın Oğulları oldu.

Kıtalarının fiziki ve atmosferik dengeleri bu savaşta iyice bozuldu ve sonunda birbiri arkasına tufanların yaşanmasına sebebiyet verdi; sanki insan eliyle başlatılan bir çatışma, gezegensel ölçekte bir yıkıma dönüşmüştü. Kıtalarının tamamen sulara gömülmesinden önce her iki grubun temsilcileri çevre kıtalara göç ettiler ve kendilerine iki ayrı yeraltı merkezi kurdular. Bir'in Oğulları'nın kurduğu merkez Agarta, Belial'in Oğulları'nın kurdukları merkez ise Şambala adıyla anılmaya başlandı. Bu iki merkez, aynı kökten gelen ama artık birbirine tamamen zıt yönlerde ilerleyen iki ayrı geleneğin sığınağı haline geldi.

Her iki grubun ellerinde bulunan bilgiler aynıydı ama kullanım alanları birbirlerinden son derece farklıydı; bu da esasen bilginin kendisinin ne iyi ne kötü olduğunu, asıl belirleyicinin onu kullananın niyeti olduğunu ortaya koyar. Orta Çağ'da yapılan ve şeytanı tasvir eden tablolardan birinin adının Belial olması da, bu ismin zaman içinde nasıl olumsuz bir simgeye dönüştüğünün bir izi olarak görülebilir.

Yeraltında merkezleşen bu iki ayrı grup, çalışmalarını buralarda sürdürdüler. Agarta birçok inisiyeyi ve bazı peygamberleri gizli yeraltı merkezlerinde eğitti; ezoterik bilgilerin tamamen unutulmaması için çeşitli inisiyatik merkezlerin kurulmasına ön ayak oldular. Çok küçük bir halka aracılığıyla bu bilgiler günümüze kadar getirilebildi, adeta ince ama kopmayan bir iplik gibi kuşaktan kuşağa aktarıldı.

Şambala ise dünya üzerinde yaşayan insanların bilgiden uzaklaşması için çeşitli faaliyetlere girişti. Dünya üzerinde yaşayan bizim devrimiz insanlarından bazılarıyla irtibata girerek, asıl amaçlarını gizleyerek, onları kendi felsefeleri doğrultusunda eğittiler. Çeşitli kurum, loca, grup ve derneğin kurulmasına ön ayak oldular. Tek bir amaçları vardı: insanları ezoterik bilgiden uzak tutmak. Bu gruplar uluslararası örgütlendiler, hemen her ülkede merkez oluşturdular ve bazı kilit noktaları ellerine geçirdiler; görünürde birbirinden bağımsız kurumlar gibi işlese de, hepsi aynı örtük amaca hizmet ediyordu.

Bütün bunlar olup biterken, dünyanın aşağıya iniş sürecinin de sonlarına gelindi. Bu süreçte Şambala çok daha geniş bir taraftar kitlesine sahip oldu, çünkü bu durum dünyanın genel aşağıya iniş sürecine de uymaktaydı. Yani bilgisizliğe ve negatif enerjilere yatkın insanlık bu süreçte Şambala'nın yanında yer aldı; karanlığın yayılması, insanlığın o dönemki genel eğilimiyle örtüşen bir doğallık kazanmıştı.

Konuyla ilgilenen bazı araştırmacı yazarlar, gizli belgeler üzerine yazdıkları eserlerde Şambala'nın uzantılarına Kara Tarikat üyeleri adını vermiş ve bu grubun asıl amacının, insanları bilgiden uzak tutup cahil bırakmak, belirli sırlarla karşılaşmalarını engellemek üzere kurulmuş büyük ve uluslararası ölçekte örgütlenmiş bir yapı olduğunu ileri sürmüştür. Bu tarikatın ezoterik bilgileri ve belgeleri yöntemli biçimde yok etme konusunda ciddi bir başarıya ulaştığı, üyelerinin ise uygarlık tarihi kadar eskiye dayandığına dair bazı işaretlerin bulunduğu iddia edilmiştir.

Kara Cüppeliler olarak da anılan bu tarikat mensuplarının tarih boyunca gerçekleştirdiği örtük faaliyetlere dair birtakım iddialar arasında, İskenderiye Kütüphanesi'nin birkaç kez yakılarak buradaki ezoterik bilgileri içeren eserlerin yok edilmesi ve Eski Mu Kültürü ile sırlarını içeren belgelerin çeşitli entrikalarla ortadan kaldırılması da sayılmaktadır; bu iddialara göre söz konusu yıkımlar tesadüfi değil, bilinçli ve sistemli bir bilgi imha stratejisinin parçasıydı.

İnsanlığın aşağıya iniş sürecinde ilerlemesinde önemli bir fonksiyon gördüler ve bunda büyük bir başarıya ulaştılar. Bu açıdan bakıldığında büyük bir vazife gördükleri söylenebilir, çünkü her çöküş döngüsünün kendi içinde bir işlevi olduğu düşünülürse, karanlığın da bilinmeyen bir dengeleme rolü üstlendiği ileri sürülebilir. Ama artık işlerin değişme vakti gelmeye başlamış durumdadır.

Şambala'nın etkinliğinin artık sonlarına gelinmiştir. Yani insanlık, genel inişten genel çıkışa geçme arifesinin eşiğine gelmiş ve burada durmaktadır. Şambala ve onun uzantısı konumundaki grupların etkisinden insanlığın yakasını kurtarmak zorunda olduğu günlere doğru hızla ilerlenmektedir; bu geçiş dönemi, eski düzenin çözülmesi ile yeni bir bilinç halinin doğuşu arasındaki hassas eşiği temsil eder.

Onbinlerce yıl önce başlayan ve günümüze kadar devam eden bu süreçten kuşkusuz her toplum, kendi tarihi ve kültürel dokusu üzerinden fazlasıyla nasibini almış durumdadır. Her iki grubun da bizim devrimiz uygarlığına inanılmaz büyük etkileri olmuştur; görünen tarihin arkasında, bu iki geleneğin sessiz ama ısrarlı mücadelesinin izleri sürdüğü öne sürülür.

(Ergun Candan - Gizli Sırlar Öğretisi (S:249) kitabından derlenmiştir.)
Diğer Yazılar
Eski Mısır’da Tabut Metinleri Ezoterik Numeroloji Kabala’da Arzu ve Işık Geleneksel Çin Tıbbı Perspektifiyle Akciğerler ve Bağırsaklar Kutsal Dzyan Kitabı İnisiyasyon Yolunda Şuurlanma: Kadim Uyanış Tekniklerinin İncelenmesi
← Ana Sayfaya Dön