Spiritual Telegraph ve Mezmerik Fenomenler Üzerine Mektuplar
Spiritual Telegraph Dergisi ve Modern Spiritüalizm Hareketi
Spiritual Telegraph, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında, 1852 ile 1860 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlanan ve dönemin Modern Spiritüalizm hareketinin en etkili, en öncü yayın organlarından biri olarak kabul edilen bir dergidir. New York merkezli bu yayın, yayıncı Charles Partridge ile editör Samuel Byron Brittan'ın öncülüğünde hayata geçirilmiştir. Derginin temel amacı, dönemin ruhsal arayışlarına, mezmerizma, durugörü ve çeşitli doğaüstü olaylara, dinî bir dogmatizmden ziyade bilimsel bir merak ve araştırma ruhuyla yaklaşmaktır. Bu yaklaşım, on dokuzuncu yüzyıl Amerika'sında hızla yayılan spiritüalist hareketin, kendisini yalnızca mistik bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda incelenmeye ve test edilmeye açık bir alan olarak konumlandırma çabasını yansıtmaktadır.
Derginin 29 Mayıs 1852 Cumartesi günü yayımlanan dördüncü sayısında, yıllık abonelik ücretinin bir dolar elli sent, tek nüsha fiyatının ise üç sent olarak belirlendiği görülmektedir; bu fiyatlandırma, derginin geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmayı hedeflediğini göstermektedir. Bu sayıda öne çıkan içeriklerden biri, bir hanımefendi tarafından kaleme alındığı belirtilen ve mezmerik fenomenler üzerine deneyimleri aktaran bir mektup dizisidir.
Mektup Dizisinin Ortaya Çıkış Öyküsü
Bu mektup dizisinin dergide yayımlanma süreci, kendi içinde ilgi çekici bir arka plana sahiptir. Bir beyefendi, bir hanımefendinin yakın bir arkadaşına yazdığı, esasen kendi zihnini mezmerizma ve durugörü gibi konularda tatmin etmek amacıyla özel olarak yürüttüğü bir dizi deneyi ayrıntılı biçimde anlatan mektupları dergiye ileterek yayımlanmalarını talep etmiştir. Mektupları gönderen kişi, yazarın kimliği hakkında derginin okuyucularına şu değerlendirmeyi aktarmıştır: mektupların kendisi, yazarın zekâsının, kültürünün ve felsefi araştırmalara olan derin ilgisinin yeterli bir kanıtı niteliğindedir; eğer yazarın ismini, ailesini ve toplumsal konumunu açıklama yetkisi olsaydı, bu mektupların anında geniş bir okuyucu kitlesine ulaşacağı belirtilmektedir. Bu anonimlik, döneminin toplumsal koşullarında, özellikle eğitimli ve üst sınıftan bir kadının bu tür deneylere bizzat katılmasının ve bunları kamuoyuyla paylaşmasının hassas bir mesele olarak görüldüğünü düşündürmektedir.
Birinci Mektup: Mezmerizmaya Giriş ve İlk Deney
Mektup dizisinin ilk bölümünde, yazar, sevgili dostuna hitaben, bir zamanlar tamamen efsanevi ve gerçek dışı bulduğu mezmerizma konusuyla derinden ilgilenmeye başladığını itiraf eder. Bu ilginin kaynağı, tesadüfen eline geçen ve Townshend tarafından kaleme alınan Hayvansal Manyetizmada Gerçekler adlı kitaptır. Yazar, bu kitabı okudukça ilgisinin giderek arttığını, konuya derinlemesine daldığını ve sonunda anlatılan fenomenlerin gerçekliğine inanan bir kişiye dönüştüğünü belirtir.
Yazar, kitabın yazarının bazen yeni ve cesur fikirlerin öncüsü olmak yerine, okuyucuyu ürkütmemek adına aşırı temkinli bir tutum sergilediğini düşünse de, hiçbir dürüst zihnin bu kitabı okuyup şüphelerinin ciddi bir sorgulamaya dönüşmediğini iddia edemeyeceğini savunur. Kitabı bitirdiğinde büyük bir coşkuyla kendi kendine manyetize edebileceğini ilan eder. Yanında kaldığı ev sahibi, bu iddiayı sınamak için, o sırada soğuk algınlığı geçiren ve şiddetli bir şekilde öksüren kızı L.'yi işaret ederek ona bir hasta önerir. Bu teklif herkes tarafından şakayla karşılansa da, yazar ciddiyetle konuya yaklaşır ve on beş dakikadan kısa bir süre içinde genç arkadaşını mezmerik, yani uyur-gezer benzeri bir uyku haline sokmayı başarır.
Bu ilk deneyimde dikkat çekici olan, L.'nin öksürüğünün mezmerik uyku sırasında tamamen kesilmiş olmasıdır. Göz kapaklarının, sıradan bir uykudan farklı olarak, özel bir şekilde mühürlenmiş gibi kapandığı gözlemlenmiştir. L.'nin ailesi bu duruma tanık olmak için etrafında toplanmış, ona çeşitli sorular yöneltmiş, ancak L. yalnızca yazarın en kısık sesine tepki vermiştir. Mezmerizmayı bir aldatmaca olarak gören babası, kızına cevap vermesini emretmiş, ancak L. babasının sesini duymamıştır; annesinin nazik ricalarına karşı bile, hayatında ilk kez, adeta sağırmış gibi bir tepkisizlik sergilemiştir. Babanın bu duruma karşı şaşkınlığı, yazarın ters mıknatıslama hareketleri (ters pas) uygulayarak L.'yi uyandırmasının ardından yerini bir tür ikna oluşuna bırakmıştır; çünkü L. uyandığında hiçbir şey hatırlamadığını ve iki saat boyunca uyuduğuna inanamadığını ifade etmiştir. Ayrıca L., uyandığında nezlesinin ve öksürüğünün tamamen geçtiğini fark etmiştir. Normalde bir yıldır süregelen bu öksürüğün, mezmerik etki altındayken hiçbir zaman ortaya çıkmadığı özellikle vurgulanmaktadır.
Duyusal Sempati Üzerine Yürütülen Deneyler
Mektubun devamında, ertesi akşam gerçekleştirilen bir dizi deney anlatılır; bu deneylerde, L. mezmerik uykudayken, onunla mezmerizmayı uygulayan kişi arasındaki duyusal sempati, yani duyusal deneyimlerin doğrudan aktarılıp aktarılmadığı test edilmiştir. Bu deneylerden ilkinde, L.'nin annesi, yazara fark ettirmeden bir elma uzatmıştır. Yazar elmayı tattığı anda, L. çiğneme hareketleri yapmaya başlamış ve ne yaptığı sorulduğunda elma yediğini söylemiştir. Elma sessizce bir armutla değiştirildiğinde, L. armut yediğini ifade etmiş; aynı sonuç bir şeftaliyle de tekrarlanmıştır. Daha da çarpıcı bir örnekte, yazar geniş bir odanın diğer ucundayken, birinden aldığı bir kökü (flag-root olarak adlandırılan bir bitki kökü) kendi ağzına atmıştır. Bu sırada herhangi bir deney yapma niyeti taşımamasına rağmen, L.'nin kardeşi onun dudaklarının hareket ettiğini fark ederek ne yediğini sormuş, L. de bu konuda hiçbir kelime edilmemiş olmasına rağmen "kök" cevabını vermiştir.
Yazar ayrıca sıkça bir bardak suyu manyetize ederek diğer manyetize edilmemiş bardakların arasına yerleştirdiğini anlatır. L.'den içmesi istendiğinde, elini bardakların üzerinde gezdirerek, şaşmaz bir içgüdüyle yalnızca manyetize edilmiş bardağı seçmektedir. Bir başka deney türünde, çevredeki kişiler bazen yazarı çimdikleyerek ya da saçını çekerek acı verici bir uyaran uygulamışlardır; bu durumda L. irkilerek kendi bedeninde karşılık gelen bölgeyi tutmuş ve acı çektiğinden şikâyet etmiştir. Ancak ilginç bir şekilde, aynı fiziksel müdahale doğrudan L.'nin kendisine uygulandığında, hiçbir acı hissetmediği belirtilmektedir; bu da onun mezmerik uyku halindeyken kendi bedensel duyarlılığından ziyade, yazarın duyusal deneyimine bağlı bir algı geliştirdiğini düşündürmektedir.
Zihinsel Emirler ve Gecikmeli Uygulama
Mektupta anlatılan bir başka fenomen kategorisi, mezmerik uyku sırasında verilen zihinsel emirlerin, kişi uyandıktan çok sonra, belirlenen zamanda kendiliğinden yerine getirilmesidir. Yazar, L. uykudayken ona ertesi gün, uyanık haldeyken, belirli bir saatte belirli bir eylemi gerçekleştirmesini söylediğinde, L.'nin bu talimatı asla unutmadığını belirtir. Somut bir örnekte, bir akşam L. mezmerik uykudayken, ertesi gün saat dokuzda yazarı öpmesi ve saat onda ise Bayan Shelley'e ait bir kitabı okumaya başlaması yönünde talimat verilmiştir. Ertesi gün tam saat dokuzda, L. odaya girmiş ve tamamen mekanik bir tavırla, sanki bir sevgi göstergesi değil de yerine getirilmesi gereken bir görevmiş gibi yazarı öpmüştür. Saat on olduğunda ise, o sırada tamamen başka bir işle meşgul olmalarına rağmen, L. aniden kitabı eline almış ve okumaya başlamıştır. Yazar onu durdurmaya çalıştığında bile, L. bir şeyin kendisini buna zorladığını söyleyerek okumaya devam etmiştir. Kendisi uyanık haldeyken, bir gece önce kendisine verilen sözü, yani talimatı hiç hatırlamamakta, ancak "bunu yapmam gerekiyordu, beni bir şey itti" şeklinde bir açıklama yapmaktadır.
Durugörü Deneyimleri
Mektubun bir başka bölümünde, L.'nin durugörü, yani uzaktaki olayları veya nesneleri algılayabilme yeteneğinin zaman içinde değişkenlik gösterdiği anlatılır. Bir örnekte, bir düğüne katılıp yeni dönmüş olan bir hanımefendi, L.'nin mezmerik uyku halindeyken düğündeki gelinin elbisesini tarif edip edemeyeceğini merak etmiştir. L. uykusunda Boston'a gittiğini ve gelini gördüğünü söylemiş, elbiseyi o denli ayrıntılı ve doğru bir şekilde tarif etmiştir ki, bu durum söz konusu hanımefendiyi büyük bir hayrete düşürmüştür. L.'nin tarifindeki tek hata, gelinin elinde büyük beyaz bir gül tuttuğunu söylemesidir; oysa gerçekte gelinin elinde bir "camellia japonica" (kamelya) bulunmaktadır ki bu iki çiçek türü uzaktan bakıldığında birbirine oldukça benzemektedir.
Bir başka durugörü örneğinde ise, L. mezmerik uykudayken Boston'da havanın yağmurlu olduğunu söylemiştir; oysa kendisinin ve çevresindekilerin bulunduğu Providence şehrinde hava o sırada güzel ve açıktır. Ancak sonradan yapılan araştırmada, Boston'daki hava durumunun gerçekten de o gün yağmurlu olduğu teyit edilmiştir.
Mektup, yazarın bu anlattıklarının okuyucuya canavarca ya da imkânsız gelebileceğini, hatta kendisinin bir halüsinasyon gördüğünün düşünülebileceğini kabul etmesiyle devam eder. Ancak yazar, mezmerizmanın içerdiğini düşündüğü yüksek psikolojik gerçekleri incelerken, karşılaşabileceği alaycı tepkilere aldırış etmediğini vurgulayarak mektubunu saygılarını ileterek sonlandırır.
Derginin Diğer İçerikleri: Eğitim ve Bilim Üzerine Düşünceler
Aynı sayıda yer alan bir başka bölümde, Piskopos Doane'un eğitim üzerine görüşlerine yer verilmiştir. Bu görüşlerde, yoksullar için ayrı, zenginler için ayrı bir eğitim anlayışının bulunması gerektiği yönündeki dar görüşlü yaklaşım kesin bir dille reddedilmektedir. Bu düşünceye göre, doğa yoksullar için daha kaba bir toprak, daha ince bir hava ya da daha soluk bir gökyüzü sağlamamıştır; güneş, yoksulun mütevazı kulübesine de zenginin gösterişli sarayına duyduğu kadar neşeyle doğmaktadır. Bu bakış açısına göre zihin ölümsüz ve asil bir varlıktır; üzerinde fakirlik ya da zenginlik mührü taşımaz. Zihnin ihtiyaç duyduğu tek şey özgürlük ve ışıktır; maddi zayıflık onu güçsüz kılmaz, yoksulluk onu bastıramaz.
Aynı sayıda bilim üzerine kısa bir düşünceye de yer verilmiştir; bu düşünce, Henry James'e atfedilmektedir. Bu görüşe göre bilim, tüm gerçekleri çevreleyen uyumun ve tüm çeşitliliğin altında yatan birliğin algılanmasından ibarettir; ve bu algı, insan zihninin dışında bağımsız bir şekilde var olamaz. Bu ifade, dönemin spiritüalist ve felsefi çevrelerinde yaygın olan, bilimin salt nesnel bir gözlem faaliyeti değil, aynı zamanda insan zihninin evrenin derin uyumunu kavrama çabası olduğu yönündeki düşünceyi yansıtmaktadır.
Genel Değerlendirme
Bu mektup dizisi ve derginin diğer içerikleri bir arada değerlendirildiğinde, on dokuzuncu yüzyıl ortası Amerika'sında mezmerizma, durugörü ve benzeri fenomenlere duyulan ilginin, yalnızca popüler bir merak konusu olmanın ötesinde, dönemin eğitimli kesimleri tarafından ciddi bir felsefi ve yarı bilimsel araştırma nesnesi olarak ele alındığı görülmektedir. Yazarın kendi deneylerini titizlikle kaydetme, kontrol koşulları oluşturma (örneğin farklı meyvelerin sessizce değiştirilmesi ya da manyetize edilmiş bardağın diğerlerinin arasına gizlenmesi) çabası, bu ilginin salt bir inanç meselesi olmaktan öte, gözlem ve doğrulamaya dayalı bir araştırma anlayışıyla da desteklendiğini göstermektedir. Bu belge, dönemin spiritüalist hareketinin, kendisini bilim ile mistisizm arasında bir yerde konumlandırma çabasının canlı bir örneğini sunmaktadır.
Spiritual Telegraph, on dokuzuncu yüzyılın ortalarında, 1852 ile 1860 yılları arasında Amerika Birleşik Devletleri'nde yayımlanan ve dönemin Modern Spiritüalizm hareketinin en etkili, en öncü yayın organlarından biri olarak kabul edilen bir dergidir. New York merkezli bu yayın, yayıncı Charles Partridge ile editör Samuel Byron Brittan'ın öncülüğünde hayata geçirilmiştir. Derginin temel amacı, dönemin ruhsal arayışlarına, mezmerizma, durugörü ve çeşitli doğaüstü olaylara, dinî bir dogmatizmden ziyade bilimsel bir merak ve araştırma ruhuyla yaklaşmaktır. Bu yaklaşım, on dokuzuncu yüzyıl Amerika'sında hızla yayılan spiritüalist hareketin, kendisini yalnızca mistik bir inanç sistemi olarak değil, aynı zamanda incelenmeye ve test edilmeye açık bir alan olarak konumlandırma çabasını yansıtmaktadır.
Derginin 29 Mayıs 1852 Cumartesi günü yayımlanan dördüncü sayısında, yıllık abonelik ücretinin bir dolar elli sent, tek nüsha fiyatının ise üç sent olarak belirlendiği görülmektedir; bu fiyatlandırma, derginin geniş bir okuyucu kitlesine ulaşmayı hedeflediğini göstermektedir. Bu sayıda öne çıkan içeriklerden biri, bir hanımefendi tarafından kaleme alındığı belirtilen ve mezmerik fenomenler üzerine deneyimleri aktaran bir mektup dizisidir.
Mektup Dizisinin Ortaya Çıkış Öyküsü
Bu mektup dizisinin dergide yayımlanma süreci, kendi içinde ilgi çekici bir arka plana sahiptir. Bir beyefendi, bir hanımefendinin yakın bir arkadaşına yazdığı, esasen kendi zihnini mezmerizma ve durugörü gibi konularda tatmin etmek amacıyla özel olarak yürüttüğü bir dizi deneyi ayrıntılı biçimde anlatan mektupları dergiye ileterek yayımlanmalarını talep etmiştir. Mektupları gönderen kişi, yazarın kimliği hakkında derginin okuyucularına şu değerlendirmeyi aktarmıştır: mektupların kendisi, yazarın zekâsının, kültürünün ve felsefi araştırmalara olan derin ilgisinin yeterli bir kanıtı niteliğindedir; eğer yazarın ismini, ailesini ve toplumsal konumunu açıklama yetkisi olsaydı, bu mektupların anında geniş bir okuyucu kitlesine ulaşacağı belirtilmektedir. Bu anonimlik, döneminin toplumsal koşullarında, özellikle eğitimli ve üst sınıftan bir kadının bu tür deneylere bizzat katılmasının ve bunları kamuoyuyla paylaşmasının hassas bir mesele olarak görüldüğünü düşündürmektedir.
Birinci Mektup: Mezmerizmaya Giriş ve İlk Deney
Mektup dizisinin ilk bölümünde, yazar, sevgili dostuna hitaben, bir zamanlar tamamen efsanevi ve gerçek dışı bulduğu mezmerizma konusuyla derinden ilgilenmeye başladığını itiraf eder. Bu ilginin kaynağı, tesadüfen eline geçen ve Townshend tarafından kaleme alınan Hayvansal Manyetizmada Gerçekler adlı kitaptır. Yazar, bu kitabı okudukça ilgisinin giderek arttığını, konuya derinlemesine daldığını ve sonunda anlatılan fenomenlerin gerçekliğine inanan bir kişiye dönüştüğünü belirtir.
Yazar, kitabın yazarının bazen yeni ve cesur fikirlerin öncüsü olmak yerine, okuyucuyu ürkütmemek adına aşırı temkinli bir tutum sergilediğini düşünse de, hiçbir dürüst zihnin bu kitabı okuyup şüphelerinin ciddi bir sorgulamaya dönüşmediğini iddia edemeyeceğini savunur. Kitabı bitirdiğinde büyük bir coşkuyla kendi kendine manyetize edebileceğini ilan eder. Yanında kaldığı ev sahibi, bu iddiayı sınamak için, o sırada soğuk algınlığı geçiren ve şiddetli bir şekilde öksüren kızı L.'yi işaret ederek ona bir hasta önerir. Bu teklif herkes tarafından şakayla karşılansa da, yazar ciddiyetle konuya yaklaşır ve on beş dakikadan kısa bir süre içinde genç arkadaşını mezmerik, yani uyur-gezer benzeri bir uyku haline sokmayı başarır.
Bu ilk deneyimde dikkat çekici olan, L.'nin öksürüğünün mezmerik uyku sırasında tamamen kesilmiş olmasıdır. Göz kapaklarının, sıradan bir uykudan farklı olarak, özel bir şekilde mühürlenmiş gibi kapandığı gözlemlenmiştir. L.'nin ailesi bu duruma tanık olmak için etrafında toplanmış, ona çeşitli sorular yöneltmiş, ancak L. yalnızca yazarın en kısık sesine tepki vermiştir. Mezmerizmayı bir aldatmaca olarak gören babası, kızına cevap vermesini emretmiş, ancak L. babasının sesini duymamıştır; annesinin nazik ricalarına karşı bile, hayatında ilk kez, adeta sağırmış gibi bir tepkisizlik sergilemiştir. Babanın bu duruma karşı şaşkınlığı, yazarın ters mıknatıslama hareketleri (ters pas) uygulayarak L.'yi uyandırmasının ardından yerini bir tür ikna oluşuna bırakmıştır; çünkü L. uyandığında hiçbir şey hatırlamadığını ve iki saat boyunca uyuduğuna inanamadığını ifade etmiştir. Ayrıca L., uyandığında nezlesinin ve öksürüğünün tamamen geçtiğini fark etmiştir. Normalde bir yıldır süregelen bu öksürüğün, mezmerik etki altındayken hiçbir zaman ortaya çıkmadığı özellikle vurgulanmaktadır.
Duyusal Sempati Üzerine Yürütülen Deneyler
Mektubun devamında, ertesi akşam gerçekleştirilen bir dizi deney anlatılır; bu deneylerde, L. mezmerik uykudayken, onunla mezmerizmayı uygulayan kişi arasındaki duyusal sempati, yani duyusal deneyimlerin doğrudan aktarılıp aktarılmadığı test edilmiştir. Bu deneylerden ilkinde, L.'nin annesi, yazara fark ettirmeden bir elma uzatmıştır. Yazar elmayı tattığı anda, L. çiğneme hareketleri yapmaya başlamış ve ne yaptığı sorulduğunda elma yediğini söylemiştir. Elma sessizce bir armutla değiştirildiğinde, L. armut yediğini ifade etmiş; aynı sonuç bir şeftaliyle de tekrarlanmıştır. Daha da çarpıcı bir örnekte, yazar geniş bir odanın diğer ucundayken, birinden aldığı bir kökü (flag-root olarak adlandırılan bir bitki kökü) kendi ağzına atmıştır. Bu sırada herhangi bir deney yapma niyeti taşımamasına rağmen, L.'nin kardeşi onun dudaklarının hareket ettiğini fark ederek ne yediğini sormuş, L. de bu konuda hiçbir kelime edilmemiş olmasına rağmen "kök" cevabını vermiştir.
Yazar ayrıca sıkça bir bardak suyu manyetize ederek diğer manyetize edilmemiş bardakların arasına yerleştirdiğini anlatır. L.'den içmesi istendiğinde, elini bardakların üzerinde gezdirerek, şaşmaz bir içgüdüyle yalnızca manyetize edilmiş bardağı seçmektedir. Bir başka deney türünde, çevredeki kişiler bazen yazarı çimdikleyerek ya da saçını çekerek acı verici bir uyaran uygulamışlardır; bu durumda L. irkilerek kendi bedeninde karşılık gelen bölgeyi tutmuş ve acı çektiğinden şikâyet etmiştir. Ancak ilginç bir şekilde, aynı fiziksel müdahale doğrudan L.'nin kendisine uygulandığında, hiçbir acı hissetmediği belirtilmektedir; bu da onun mezmerik uyku halindeyken kendi bedensel duyarlılığından ziyade, yazarın duyusal deneyimine bağlı bir algı geliştirdiğini düşündürmektedir.
Zihinsel Emirler ve Gecikmeli Uygulama
Mektupta anlatılan bir başka fenomen kategorisi, mezmerik uyku sırasında verilen zihinsel emirlerin, kişi uyandıktan çok sonra, belirlenen zamanda kendiliğinden yerine getirilmesidir. Yazar, L. uykudayken ona ertesi gün, uyanık haldeyken, belirli bir saatte belirli bir eylemi gerçekleştirmesini söylediğinde, L.'nin bu talimatı asla unutmadığını belirtir. Somut bir örnekte, bir akşam L. mezmerik uykudayken, ertesi gün saat dokuzda yazarı öpmesi ve saat onda ise Bayan Shelley'e ait bir kitabı okumaya başlaması yönünde talimat verilmiştir. Ertesi gün tam saat dokuzda, L. odaya girmiş ve tamamen mekanik bir tavırla, sanki bir sevgi göstergesi değil de yerine getirilmesi gereken bir görevmiş gibi yazarı öpmüştür. Saat on olduğunda ise, o sırada tamamen başka bir işle meşgul olmalarına rağmen, L. aniden kitabı eline almış ve okumaya başlamıştır. Yazar onu durdurmaya çalıştığında bile, L. bir şeyin kendisini buna zorladığını söyleyerek okumaya devam etmiştir. Kendisi uyanık haldeyken, bir gece önce kendisine verilen sözü, yani talimatı hiç hatırlamamakta, ancak "bunu yapmam gerekiyordu, beni bir şey itti" şeklinde bir açıklama yapmaktadır.
Durugörü Deneyimleri
Mektubun bir başka bölümünde, L.'nin durugörü, yani uzaktaki olayları veya nesneleri algılayabilme yeteneğinin zaman içinde değişkenlik gösterdiği anlatılır. Bir örnekte, bir düğüne katılıp yeni dönmüş olan bir hanımefendi, L.'nin mezmerik uyku halindeyken düğündeki gelinin elbisesini tarif edip edemeyeceğini merak etmiştir. L. uykusunda Boston'a gittiğini ve gelini gördüğünü söylemiş, elbiseyi o denli ayrıntılı ve doğru bir şekilde tarif etmiştir ki, bu durum söz konusu hanımefendiyi büyük bir hayrete düşürmüştür. L.'nin tarifindeki tek hata, gelinin elinde büyük beyaz bir gül tuttuğunu söylemesidir; oysa gerçekte gelinin elinde bir "camellia japonica" (kamelya) bulunmaktadır ki bu iki çiçek türü uzaktan bakıldığında birbirine oldukça benzemektedir.
Bir başka durugörü örneğinde ise, L. mezmerik uykudayken Boston'da havanın yağmurlu olduğunu söylemiştir; oysa kendisinin ve çevresindekilerin bulunduğu Providence şehrinde hava o sırada güzel ve açıktır. Ancak sonradan yapılan araştırmada, Boston'daki hava durumunun gerçekten de o gün yağmurlu olduğu teyit edilmiştir.
Mektup, yazarın bu anlattıklarının okuyucuya canavarca ya da imkânsız gelebileceğini, hatta kendisinin bir halüsinasyon gördüğünün düşünülebileceğini kabul etmesiyle devam eder. Ancak yazar, mezmerizmanın içerdiğini düşündüğü yüksek psikolojik gerçekleri incelerken, karşılaşabileceği alaycı tepkilere aldırış etmediğini vurgulayarak mektubunu saygılarını ileterek sonlandırır.
Derginin Diğer İçerikleri: Eğitim ve Bilim Üzerine Düşünceler
Aynı sayıda yer alan bir başka bölümde, Piskopos Doane'un eğitim üzerine görüşlerine yer verilmiştir. Bu görüşlerde, yoksullar için ayrı, zenginler için ayrı bir eğitim anlayışının bulunması gerektiği yönündeki dar görüşlü yaklaşım kesin bir dille reddedilmektedir. Bu düşünceye göre, doğa yoksullar için daha kaba bir toprak, daha ince bir hava ya da daha soluk bir gökyüzü sağlamamıştır; güneş, yoksulun mütevazı kulübesine de zenginin gösterişli sarayına duyduğu kadar neşeyle doğmaktadır. Bu bakış açısına göre zihin ölümsüz ve asil bir varlıktır; üzerinde fakirlik ya da zenginlik mührü taşımaz. Zihnin ihtiyaç duyduğu tek şey özgürlük ve ışıktır; maddi zayıflık onu güçsüz kılmaz, yoksulluk onu bastıramaz.
Aynı sayıda bilim üzerine kısa bir düşünceye de yer verilmiştir; bu düşünce, Henry James'e atfedilmektedir. Bu görüşe göre bilim, tüm gerçekleri çevreleyen uyumun ve tüm çeşitliliğin altında yatan birliğin algılanmasından ibarettir; ve bu algı, insan zihninin dışında bağımsız bir şekilde var olamaz. Bu ifade, dönemin spiritüalist ve felsefi çevrelerinde yaygın olan, bilimin salt nesnel bir gözlem faaliyeti değil, aynı zamanda insan zihninin evrenin derin uyumunu kavrama çabası olduğu yönündeki düşünceyi yansıtmaktadır.
Genel Değerlendirme
Bu mektup dizisi ve derginin diğer içerikleri bir arada değerlendirildiğinde, on dokuzuncu yüzyıl ortası Amerika'sında mezmerizma, durugörü ve benzeri fenomenlere duyulan ilginin, yalnızca popüler bir merak konusu olmanın ötesinde, dönemin eğitimli kesimleri tarafından ciddi bir felsefi ve yarı bilimsel araştırma nesnesi olarak ele alındığı görülmektedir. Yazarın kendi deneylerini titizlikle kaydetme, kontrol koşulları oluşturma (örneğin farklı meyvelerin sessizce değiştirilmesi ya da manyetize edilmiş bardağın diğerlerinin arasına gizlenmesi) çabası, bu ilginin salt bir inanç meselesi olmaktan öte, gözlem ve doğrulamaya dayalı bir araştırma anlayışıyla da desteklendiğini göstermektedir. Bu belge, dönemin spiritüalist hareketinin, kendisini bilim ile mistisizm arasında bir yerde konumlandırma çabasının canlı bir örneğini sunmaktadır.
Diğer Yazılar