← Ana Sayfaya Dön

Psikoz

Psikoz, bir kişinin gerçeklikle olan bağının geçici ya da uzun süreli olarak bozulduğu, algı, düşünce ve muhakeme süreçlerinin belirgin biçimde etkilendiği bir ruhsal durumdur. Bu durumu yaşayan kişi, çevresindeki diğer insanların ortak olarak kabul ettiği gerçeklik algısından bir ölçüde kopar; bu kopuş, hafif ve geçici olabileceği gibi, bazı durumlarda uzun süreli ve tekrarlayan bir seyir de izleyebilir.

Psikozun tek bir nedeni yoktur; birçok farklı etken bir araya gelerek bu tabloya yol açabilir. Şizofreni ve şizoafektif bozukluk gibi psikiyatrik hastalıklar, bipolar bozukluğun manik ya da ağır depresif dönemleri, ağır depresyon, madde kullanımı ya da yoksunluğu, bazı nörolojik hastalıklar, ciddi uykusuzluk ve aşırı derecede yıpratıcı travmatik yaşantılar psikoz tablosunun ortaya çıkmasında rol oynayabilen faktörler arasında sayılabilir. Özellikle çok ağır bir kayıp, şiddetli bir travma ya da dayanılması güç bir acıyla karşılaşan bazı kişilerde, zihnin bu yükü bir süreliğine kaldıramayarak gerçeklikten uzaklaşması, ruh sağlığı alanında tanımlanan bir savunma tepkisi olarak değerlendirilebilir; ancak bu, her acı yaşayan insanın psikoza gireceği anlamına gelmez ve psikozun her zaman bu şekilde ortaya çıktığı da söylenemez.

Psikozun en bilinen belirtilerinden biri halüsinasyonlardır; kişi, ortamda gerçekte var olmayan sesleri duyabilir, bazen de olmayan görüntüler görebilir. Bir diğer önemli belirti ise sanrılardır (hezeyanlar); kişi, gerçekle bağdaşmayan ama kendisi için mutlak bir doğru hâline gelmiş inançlara sahip olabilir. Bunların en sık görülenlerinden biri, sürekli olarak birileri tarafından izlendiğine veya kendisine kötülük yapılmak istendiğine dair güçlü ve değiştirilemez bir inanç geliştirmesidir.

Düşünce süreçlerinde de belirgin bir dağınıklık görülebilir; kişinin konuşması bir konudan diğerine mantıksal bir bağ kurulamayacak şekilde sıçrayabilir, cümleler arasındaki ilişki kopabilir ya da düşünceler tamamlanamadan yarıda kalabilir. Bu durum, kişinin karar alma, planlama ve günlük işlerini sürdürme becerisini de ciddi biçimde etkiler; iş ya da okul performansında belirgin bir düşüş sıklıkla gözlemlenir.

Psikoz yaşayan kişilerde davranışsal açıdan da önemli değişiklikler görülebilir. Kişi, aile üyelerinden ve yakın çevresinden uzaklaşıp yalnız kalmayı tercih edebilir, insanlara karşı güvensizlik geliştirebilir, alışılmadık giyinme tarzları benimseyebilir ya da tanıdıklarının onu tanımakta zorlanacağı kadar farklı bir görünüm ve tavır sergileyebilir. Buna ek olarak aşırı sinirlilik, olaylara orantısız duygusal tepkiler verme, uyku düzeninde bozulma, iştah kaybı, yoğun kaygı ve korkular, dikkat ve konsantrasyon güçlükleri ile depresif belirtiler de tabloya sıklıkla eşlik edebilir.

Türkiye'de ve birçok başka toplumda, bu tür belirtiler geçmişten bu yana bazen halk arasında cin çarpması gibi geleneksel kavramlarla açıklanmaya çalışılmıştır. Ancak modern tıp ve psikiyatri, bu belirtilerin altında yatan nedeni ruhsal ve nörobiyolojik süreçlerle açıklamaktadır. Bu nedenle, bu tür belirtiler gösteren bir kişinin büyü bozma ya da benzeri geleneksel yöntemlere yönlendirilmesi, gerçek soruna uygun ve etkili bir müdahalenin gecikmesine yol açabileceğinden oldukça risklidir.

Psikoz, doğru tanı konduğunda ilaç tedavisi, psikoterapi ve gerektiğinde hastane desteğiyle büyük ölçüde yönetilebilen bir durumdur; özellikle erken dönemde alınan destek, kişinin işlevselliğini ve yaşam kalitesini korumada belirleyici bir rol oynar. Bu nedenle, kendisinde ya da yakınında bu tür belirtiler fark eden kişilerin, olabildiğince kısa sürede bir psikiyatri uzmanına başvurması büyük önem taşır.
Diğer Yazılar
İlişkiler Kaygılı Reddedilme Duyarlılığı Hafızanın Yanılsaması ve Anıların Değişmesi Fiziksel Gevşeme Yeteneği Fiziksel Uyarılma Seviyesini Düşürmek Otoriter ve baskıcı anne-baba
← Ana Sayfaya Dön