Doomscrolling
Gece yarısı, ışıklar sönmüş, yorgun bir beden yatakta uzanmışken parmaklar hâlâ ekranda gezinir. Göz kapakları ağırlaşmıştır ama kaydırma hareketi durmaz. Bir deprem haberi, ardından bir savaş görüntüsü, ardından bir ekonomik çöküş tahmini, ardından bir ünlünün skandalı. Hiçbiri hayata dair pratik bir fayda sağlamaz, hiçbiri ertesi gün alınacak bir kararı değiştirmez. Yine de parmak durmaz. Bu sahne artık o kadar yaygındır ki kendi adını kazanmıştır, doomscrolling. Ve bu sahne, bilginin insana vaat ettiği aydınlanmanın aslında ne kadar boş bir vaat olduğunun en çıplak kanıtıdır.
Düşünün, bir insan neden kendisine hiçbir fayda sağlamayacak, sadece onu üzecek, kaygılandıracak, çaresiz hissettirecek haberleri saatlerce tüketir. Rasyonel bir varlık için bu davranış anlamsızdır. Ama insan davranışı çoğu zaman rasyonel değil, içgüdüseldir, ve bu içgüdü bize çok şey anlatır. Modern insan artık bilmemenin verdiği rahatsızlığa tahammül edemez hale gelmiştir. Bir şeyin olup bittiğini bilmemek, ona dair bir kontrol yanılsaması bile taşımamak, dayanılmaz bir boşluk hissi yaratır. Bu yüzden insan bilgiye koşar. Ama koştuğu yerde bulduğu şey huzur değil, yeni bir kaygı katmanıdır.
Burada gizli bir kısır döngü vardır. Bilmemek rahatsız eder, bu yüzden öğreniriz. Öğrendiğimiz şey bizi mutlu etmez, aksine daha çok kaygılandırır. Kaygılandığımızda ise beynimiz bu kaygıyı çözecek daha fazla bilgi arar, sanki bir sonraki haber, bir sonraki makale, bir sonraki istatistik bize eksik olan huzuru verecekmiş gibi. Ama vermez. Çünkü aranan şey bilgi değil, kontroldür, ve çoğu haber bize kontrolümüz olmayan şeyleri hatırlatmak için vardır. İklim krizi, uzak bir ülkedeki savaş, küresel bir ekonomik gidişat, bunların hiçbirini yataktaki o insan değiştiremez. Yine de bilmek zorunda hisseder kendini, sanki bilmemek bir ihmal, bir sorumluluktan kaçış olacakmış gibi.
İşte tam burada modern çağın en büyük yalanı ortaya çıkar, bilgi sahibi olmanın erdem olduğu, farkındalığın sorumluluk olduğu, cehaletin ise ahlaki bir eksiklik olduğu fikri. Bu fikir bize sürekli tekrarlanır, haberdar ol, bilinçli ol, gündemi takip et, sesini yükselt. Ama kimse şunu sormaz, bu sürekli bilgi akışı gerçekten bir şeyi değiştiriyor mu, yoksa sadece milyonlarca insanı aynı anda kaygılı, çaresiz ve tükenmiş hale mi getiriyor. Bir deprem haberini okuyan, o depremi durduramayan, oradaki hiç kimseye yardım edemeyen milyonlarca insanın topluca hissettiği kaygı, dünyayı daha iyi bir yer yapmaz. Sadece o insanların kendi hayatlarındaki huzuru çalar.
Doomscrolling yapan kişi aslında çok temel bir şeyin peşindedir, anlam ve kontrol arayışı. Ama bulduğu şey tam tersidir, anlamsızlık ve çaresizlik. Her kaydırma hareketiyle dünyanın ne kadar büyük, ne kadar karmaşık, ne kadar kontrol edilemez olduğunu yeniden öğrenir. Bu öğrenme onu güçlendirmez, küçültür. Eskiden insanlar kendi köylerinin, kendi mahallelerinin haberleriyle yetinirlerdi, çünkü ancak o ölçekte bir şeyi gerçekten etkileyebilirlerdi. Bugün ise herkesin zihni, dünyanın her köşesindeki her felaketle aynı anda yüklüdür, ve hiçbirine dokunacak gücü yoktur. Bu, tarihte hiçbir neslin taşımadığı bir yüktür, ve bu yükü taşıyanlar daha bilge değil, daha bitkin görünürler.
Bazıları bu durumu bir bağımlılık olarak açıklar, algoritmaların dopamin döngülerinden, bildirim tuzaklarından söz eder. Bu doğrudur, ama meselenin sadece teknik bir tasarım sorunu olduğunu söylemek işin kolayına kaçmaktır. Asıl mesele daha derindir, insan zihni artık bilmemeyi bir tehdit gibi algılamaya koşullanmıştır. Oysa binlerce yıl boyunca insanlık, bilmediği şeylerle barışık yaşamayı başarmıştı. Bir köylü, denizin ötesinde ne olduğunu bilmeden de huzurlu bir hayat sürebiliyordu. Bugün ise bir insan, kendi şehrinde bile olmayan bir olayı bilmediği için huzursuzluk duyabiliyor. Bu, bilginin insanı özgürleştirdiği iddiasının ne kadar boş olduğunu gösteren en güncel örnektir.
Doomscrolling sadece bir alışkanlık bozukluğu değil, bilgi çağının verdiği en büyük sözün, yani bilmek seni daha iyi bir insan, daha huzurlu bir zihin yapar sözünün iflasıdır. Ekranı kapatıp uyuyabilen, sabah haberleri kontrol etmeden güne başlayan, dünyanın o an neler yaşadığını bilmeden kahvesini içebilen insan, çoğu zaman geceyi haberlerle geçirenden daha dinlenmiş, daha sakin, daha bütün uyanır. Bu tesadüf değildir. Bu, bilmemenin bazen gerçekten de bir lütuf olduğunun kanıtıdır.
Düşünün, bir insan neden kendisine hiçbir fayda sağlamayacak, sadece onu üzecek, kaygılandıracak, çaresiz hissettirecek haberleri saatlerce tüketir. Rasyonel bir varlık için bu davranış anlamsızdır. Ama insan davranışı çoğu zaman rasyonel değil, içgüdüseldir, ve bu içgüdü bize çok şey anlatır. Modern insan artık bilmemenin verdiği rahatsızlığa tahammül edemez hale gelmiştir. Bir şeyin olup bittiğini bilmemek, ona dair bir kontrol yanılsaması bile taşımamak, dayanılmaz bir boşluk hissi yaratır. Bu yüzden insan bilgiye koşar. Ama koştuğu yerde bulduğu şey huzur değil, yeni bir kaygı katmanıdır.
Burada gizli bir kısır döngü vardır. Bilmemek rahatsız eder, bu yüzden öğreniriz. Öğrendiğimiz şey bizi mutlu etmez, aksine daha çok kaygılandırır. Kaygılandığımızda ise beynimiz bu kaygıyı çözecek daha fazla bilgi arar, sanki bir sonraki haber, bir sonraki makale, bir sonraki istatistik bize eksik olan huzuru verecekmiş gibi. Ama vermez. Çünkü aranan şey bilgi değil, kontroldür, ve çoğu haber bize kontrolümüz olmayan şeyleri hatırlatmak için vardır. İklim krizi, uzak bir ülkedeki savaş, küresel bir ekonomik gidişat, bunların hiçbirini yataktaki o insan değiştiremez. Yine de bilmek zorunda hisseder kendini, sanki bilmemek bir ihmal, bir sorumluluktan kaçış olacakmış gibi.
İşte tam burada modern çağın en büyük yalanı ortaya çıkar, bilgi sahibi olmanın erdem olduğu, farkındalığın sorumluluk olduğu, cehaletin ise ahlaki bir eksiklik olduğu fikri. Bu fikir bize sürekli tekrarlanır, haberdar ol, bilinçli ol, gündemi takip et, sesini yükselt. Ama kimse şunu sormaz, bu sürekli bilgi akışı gerçekten bir şeyi değiştiriyor mu, yoksa sadece milyonlarca insanı aynı anda kaygılı, çaresiz ve tükenmiş hale mi getiriyor. Bir deprem haberini okuyan, o depremi durduramayan, oradaki hiç kimseye yardım edemeyen milyonlarca insanın topluca hissettiği kaygı, dünyayı daha iyi bir yer yapmaz. Sadece o insanların kendi hayatlarındaki huzuru çalar.
Doomscrolling yapan kişi aslında çok temel bir şeyin peşindedir, anlam ve kontrol arayışı. Ama bulduğu şey tam tersidir, anlamsızlık ve çaresizlik. Her kaydırma hareketiyle dünyanın ne kadar büyük, ne kadar karmaşık, ne kadar kontrol edilemez olduğunu yeniden öğrenir. Bu öğrenme onu güçlendirmez, küçültür. Eskiden insanlar kendi köylerinin, kendi mahallelerinin haberleriyle yetinirlerdi, çünkü ancak o ölçekte bir şeyi gerçekten etkileyebilirlerdi. Bugün ise herkesin zihni, dünyanın her köşesindeki her felaketle aynı anda yüklüdür, ve hiçbirine dokunacak gücü yoktur. Bu, tarihte hiçbir neslin taşımadığı bir yüktür, ve bu yükü taşıyanlar daha bilge değil, daha bitkin görünürler.
Bazıları bu durumu bir bağımlılık olarak açıklar, algoritmaların dopamin döngülerinden, bildirim tuzaklarından söz eder. Bu doğrudur, ama meselenin sadece teknik bir tasarım sorunu olduğunu söylemek işin kolayına kaçmaktır. Asıl mesele daha derindir, insan zihni artık bilmemeyi bir tehdit gibi algılamaya koşullanmıştır. Oysa binlerce yıl boyunca insanlık, bilmediği şeylerle barışık yaşamayı başarmıştı. Bir köylü, denizin ötesinde ne olduğunu bilmeden de huzurlu bir hayat sürebiliyordu. Bugün ise bir insan, kendi şehrinde bile olmayan bir olayı bilmediği için huzursuzluk duyabiliyor. Bu, bilginin insanı özgürleştirdiği iddiasının ne kadar boş olduğunu gösteren en güncel örnektir.
Doomscrolling sadece bir alışkanlık bozukluğu değil, bilgi çağının verdiği en büyük sözün, yani bilmek seni daha iyi bir insan, daha huzurlu bir zihin yapar sözünün iflasıdır. Ekranı kapatıp uyuyabilen, sabah haberleri kontrol etmeden güne başlayan, dünyanın o an neler yaşadığını bilmeden kahvesini içebilen insan, çoğu zaman geceyi haberlerle geçirenden daha dinlenmiş, daha sakin, daha bütün uyanır. Bu tesadüf değildir. Bu, bilmemenin bazen gerçekten de bir lütuf olduğunun kanıtıdır.
Diğer Yazılar