← Ana Sayfaya Dön

Zihinsel ve Duygusal Stres

Zihinsel ve duygusal stres nasıl davrandığımızı ve hissettiğimizi doğrudan etkiliyor, güçlü duygular fizyolojimizi değiştiriyor. Bu etki yalnızca ruh halimizle sınırlı kalmıyor, bedenin en somut işleyişine kadar uzanıyor. Örneğin, geleneksel tedaviye cevap vermeyen kronik fiziksel problemler, iş ve duygusal ilişkilerimizdeki çalkantılı dönemler ya da yavaş gelişmeler, duygu salınımları gibi sebepler psikolojik ve fizyolojik baskıya neden oluyor. Vücut, çözülmemiş bir duygusal yükü genellikle bir semptom aracılığıyla dile getirir; ağrı, sindirim sorunu ya da açıklanamayan bir yorgunluk şeklinde ortaya çıkabilir. Sınav öncesi ishal olan öğrenci ile ameliyat öncesi kurdeşen döken hasta, hayatlarının bu bölümlerindeki stresle başa çıkamayanlara örnektir; her ikisinde de zihnin taşıyamadığı gerilim, bedenin diliyle dışa vurulmuştur.

Hepimiz değişik seviyelerde stresle başa çıkmakta zorlanıyoruz ya da ne yapmamız gerektiğini bilmiyoruz, ve hatta alınma, korkma, kızma, üzülme ya da cesaretlenme gibi duygusal streslerimizi bastırıyoruz. Bu bastırma çoğu zaman bilinçli bir tercih değil, yıllar içinde edinilmiş, neredeyse otomatik hale gelmiş bir savunma alışkanlığıdır; duyguyu hissetmemek, onunla yüzleşmekten daha kolay görünür, ama aslında yalnızca ertelenmiş bir yükü biriktirmekten ibarettir. Mükemmel olmak için aşırı çalışıyoruz ya da sağlığımızı işimiz için feda ediyoruz, endişeleniyoruz, kaygı ve rahatsızlıklarımızı saklıyoruz. Bu saklama çabası zamanla bir ikinci iş gibi yorucu hale gelir, çünkü hem yaşanan duyguyla hem de onu gizleme çabasıyla eş zamanlı olarak uğraşmak gerekir.

Duygu ve düşüncelerimizi doğru katalize edemediğimiz zaman, onların kontrolü altına giriyoruz. Oysa kendini bilen insan duygu ve düşüncelerini kontrol edebilen insandır ve her birimiz bu yeteneğe sahibiz; bu yetenek doğuştan verilmiş sabit bir özellik değil, farkındalıkla birlikte geliştirilebilen bir beceridir. Duygusal stresin hormonal dengesizliklere de yol açtığı bilinmektedir. Örneğin, tiroit bezinin az ya da fazla çalışması ve adrenal bezlerinin aşırı çalışması, hipofiz bezindeki dengesizlikler gibi ve diğer endokrin bezi problemlerinin altında yatan ana sebep, kendi gücümüzü kullanmamamızdır. Bu bakış açısına göre beden, zihnin uzun süre görmezden geldiği sinyalleri sonunda daha yüksek bir sesle, yani fiziksel bir rahatsızlıkla tekrar gündeme getirir; dolayısıyla asıl çözüm, yalnızca semptomu bastırmak değil, ardındaki duygusal kaynağı tanımak ve onunla dürüst bir şekilde yüzleşmekten geçer.
Diğer Yazılar
Kurbağa Yarışı Hırsın Patolojisi Telkinin Hakimiyet Yasası Depresyon Göz Sabitleme Tekniği Doğum Sonrası Depresyon
← Ana Sayfaya Dön