← Ana Sayfaya Dön

Küçük Albert Deneyi

Küçük Albert Deneyi, davranışçı psikoloji ekolünün kurucusu John Broadus Watson ve asistanı Rosalie Rayner tarafından 1920 yılında Johns Hopkins Üniversitesi'nde gerçekleştirilen ve psikoloji tarihinin en tartışmalı çalışmalarından biri haline gelen bir korku koşullandırma araştırmasıdır (Wikipedia; SimplyPsychology). Deneyin amacı, korkunun insanda doğuştan gelen bir tepki mi yoksa sonradan öğrenilen bir davranış mı olduğunu sınamaktı (Simply Put Psych).

Watson ve Rayner, hastanenin kreşinde bulunan bebekleri gözlemleyerek araştırmalarına uygun bir denek ararlar ve sonunda hastanede sütannelik yapan bir kadının oğlu olan sağlıklı görünümlü dokuz aylık bir bebeği seçerler; bu bebeğe araştırmada Albert B. adı verilir (SimplyPsychology; ResearchGate).

Deneye başlamadan önce Albert'a beyaz bir fare, tavşan, köpek, maskeler ve yanan kağıtlar gibi çeşitli nesneler gösterilir ve bebeğin bu nesnelere karşı doğal bir korku tepkisi olup olmadığı test edilir. Albert, gösterilen hiçbir nesneden korkmaz, aksine ilgiyle yaklaşır (SimplyPsychology).

Bu ilk aşamanın ardından Watson ve Rayner koşullandırma sürecine geçerler. Albert'a beyaz fare gösterildiğinde, bebeğin eli hayvana her değdiğinde arkasından çelik bir çubuğa çekiçle vurularak yüksek ve ürkütücü bir ses çıkarılır. İlk denemede Albert şiddetle irkilip yüzünü yatağa gömer fakat ağlamaz; ikinci denemede ise hem irkilir hem de ağlamaya başlar (SimplyPsychology).

Bir hafta sonra tekrarlanan denemelerde Albert'ın tepkisi giderek şiddetlenir; fareye dokunmaktan kaçınmaya, sesi duymadan bile fareyi görünce ağlayıp yüzünü buruşturmaya başlar (SimplyPsychology). Araştırmacılar bu koşullanmış korkunun genellenip genellenmediğini görmek için Albert'a tavşan, köpek, kürk manto ve Noel Baba maskesi gibi başka tüylü ve beyaz nesneler de gösterirler; Albert bu nesnelerin hiçbirinde ürkütücü ses duymamasına rağmen korku tepkisi gösterir (Belge; SimplyPsychology).

Deney birkaç ay boyunca aralıklarla sürdürülür ve Albert on iki ay yirmi bir günlükken, hastaneden ayrılmasıyla birlikte son bulur. Watson ve Rayner, oluşturdukları bu korkuyu geri almak amacıyla bir yöntem izlemeyi planladıklarını makalelerinde belirtmiş olsalar da, Albert'ın koşullandırılmış korkusu asla geri alınmamıştır (Neurolaunch).

Deney, tek bir denek üzerinde yürütülmesi, bir kontrol grubunun bulunmaması, gözlemlerin öznel olması ve ayrıntılı belgelemenin eksikliği gibi ciddi yöntemsel zayıflıklarla eleştirilmiştir (Simply Put Psych). Bunun yanında, bir bebeğe bilinçli olarak korku ve sıkıntı yaşatılmış olması, günümüz araştırma etiği standartlarına göre kabul edilemez bulunmaktadır (Simply Put Psych).

Küçük Albert'ın gerçek kimliği ve deney sonrası akıbeti, on yıllardır süren bir tartışma konusudur. 2009 yılında Hall Beck, Sharman Levinson ve Gary Irons, Albert'ın aslında hastanede sütannelik yapan bir kadının oğlu olan Douglas Merritte adlı bir bebek olduğunu öne sürmüşlerdir (Wikipedia; ResearchGate). Bu araştırmacılara göre Douglas, deneyden beş yıl sonra, doğuştan gelen hidrosefali hastalığının komplikasyonları nedeniyle altı yaşında hayatını kaybetmiştir (Simply Put Psych; BetterHelp).

Daha sonra yapılan bir başka araştırmada ise Andrew Fridlund ve meslektaşları, Douglas Merritte'in deney sırasında zaten nörolojik açıdan bozukluk gösterdiğini ve Watson'ın bu durumu bildiği halde bebeği sağlıklı bir denek olarak sunduğunu, bunun akademik bir sahtekarlık olarak değerlendirilmesi gerektiğini ileri sürmüşlerdir (Wikipedia).

Bu iddialar, psikologlar Russell Powell, Nancy Digdon ve Ben Harris tarafından güçlü bir şekilde sorgulanmıştır. Bu araştırmacılara göre gerçek Albert, Douglas Merritte değil, doğum tarihi ve hastane kayıtlarındaki kiloları Watson'ın tanımına çok daha yakın olan Albert Barger adlı başka bir bebekti (Wikipedia; ResearchGate). Kayıtlara göre Douglas Merritte deney sırasında oldukça düşük kilolarda ve tamamen görme engelli olarak belgelenmişken, Albert Barger'ın kilosu Watson ve Rayner'ın verdiği rakamlarla neredeyse birebir örtüşmektedir (ResearchGate).

Bu araştırmacılar, bir soybilimci yardımıyla Albert Barger'ı bulmuş ve kendisinin 2007 yılında seksen yedi yaşındayken hayatını kaybettiğini tespit etmişlerdir. Yakın bir akrabasıyla yapılan görüşmede, Barger'ın yaşamı boyunca köpeklerden hoşlanmadığının aile içinde bilinen bir gerçek olduğu, ancak bunun deneyle bağlantılı olup olmadığının kesin olarak belirlenemediği ifade edilmiştir (Wikipedia).

Küçük Albert'ın gerçekte kim olduğu ve deneyin ardından yaşamının nasıl şekillendiği bugün hâlâ kesin olarak bilinmemektedir; bu belirsizlik, deneyin bilimsel ve etik açıdan ne denli sorunlu bir temel üzerine kurulduğunu bir kez daha gözler önüne sermektedir (Simply Put Psych).
Diğer Yazılar
İlişkiler Kaygılı Reddedilme Duyarlılığı Hafızanın Yanılsaması ve Anıların Değişmesi Fiziksel Gevşeme Yeteneği Fiziksel Uyarılma Seviyesini Düşürmek Otoriter ve baskıcı anne-baba
← Ana Sayfaya Dön