İnsanlık Dışı Uygulama: Kadın Sünneti
Kadın Sünneti ya da daha doğru bir tanımlamayla Kadın Genital Mutilasyonu (Female Genital Mutilation - FGM) olarak bilinen, kadının dış genital organlarının tıbbi olmayan nedenlerle kısmen ya da tamamen kesilmesi ya da başka biçimde zarar görmesi anlamına gelen bir uygulamadır. Klitoris çevresindeki deri kıvrımlarının (labia) dikilerek vajinal açıklığın daraltılması işlemi ise, Dünya Sağlık Örgütü'nün sınıflandırmasında infibülasyon ya da Tip III kadın genital mutilasyonu olarak adlandırılan, uygulamanın en ağır biçimidir.
Dünya Sağlık Örgütü, uygulamayı şiddet derecesine göre dört ana tipe ayırır. Tip I (klitoridektomi), klitorisin kısmen ya da tamamen kesilmesidir. Tip II (eksizyon), klitoris ile birlikte iç dudakların (labia minora) kısmen ya da tamamen kesilmesi, bazen dış dudakların da (labia majora) buna dahil edilmesidir. Tip III (infibülasyon), iç ve/veya dış dudakların kesilip birbirine dikilerek ya da başka bir yolla birleştirilerek vajinal açıklığın daraltılması, bazen klitorisin de bu işleme dahil edilmesidir; idrar ve adet kanının çıkması için yalnızca küçük bir açıklık bırakılır. Tip IV ise iğneleme, delme, kazıma ya da yakma gibi tıbbi olmayan amaçlarla genital bölgeye uygulanan diğer zararlı işlemleri kapsar.
İnfibülasyon, tüm kadın genital mutilasyonu vakalarının yaklaşık yüzde 15'ini oluşturmakla birlikte, en şiddetli komplikasyonlara yol açan tip olarak kabul edilir. İşlem genellikle anestezi ya da steril tıbbi koşullar olmadan, jilet, bıçak ya da benzeri aletlerle, çoğunlukla geleneksel uygulayıcılar tarafından gerçekleştirilir; ancak son yıllarda bazı ülkelerde sağlık çalışanlarının bu işlemi gerçekleştirdiği tıbbileştirilmiş kadın genital mutilasyonu adı verilen endişe verici bir eğilim de gözlemlenmektedir.
Uygulamanın kısa vadeli sonuçları arasında şiddetli ağrı, şok, aşırı kanama, tetanoz, kan zehirlenmesi (septisemi), doku ölümü (gangren) ve nadiren ölüm sayılabilir. Uzun vadeli sağlık sonuçları arasında ise kronik pelvik ağrı, tekrarlayan idrar yolu ve pelvik enfeksiyonlar, kist ve apse oluşumu, keloid (aşırı) yara izi gelişimi, idrar tutamama, cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni), cinsel işlev bozukluğu ve doğum sırasında ciddi komplikasyonlar (düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, sezaryen ihtiyacı, doğum sonrası kanama) yer alır. Özellikle infibülasyon uygulanan kadınlarda, doğum sırasında dikişlerin açılması gerekebildiğinden, bu komplikasyon riskleri daha da artar. Uygulamanın kadınlar üzerinde derin psikolojik travma, kaygı bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğuna yol açabildiği de bilinmektedir.
Bu uygulama günümüzde başta Afrika kıtasının kuzeydoğu ve doğu bölgeleri (Somali, Sudan, Cibuti, Mısır, Eritre gibi ülkeler) olmak üzere, toplamda otuza yakın ülkede, Ortadoğu'nun bazı bölgelerinde ve Asya'nın belirli kesimlerinde uygulanmaktadır; ayrıca bu ülkelerden göç eden topluluklar aracılığıyla Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya'daki diasporalarda da sınırlı ölçüde görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün güncel verilerine göre, dünya genelinde 91,5 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bu uygulamanın sonuçlarıyla yaşamakta, her yıl yaklaşık 3-4 milyon kız çocuğu ise bu uygulama riski altında bulunmaktadır.
Uygulamanın toplumsal kökeninde genellikle yetişkinliğe geçiş töreni, evlenebilirlik, aile onuru, kadının cinsel açıdan "saflığının" korunması ve toplumsal kabul görme gibi kültürel ve sosyal inançlar yer almaktadır; ancak uygulamanın hiçbir tıbbi faydası bulunmamaktadır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve pek çok uluslararası insan hakları kuruluşu, uygulamayı kadının sağlık, güvenlik ve bedensel bütünlük hakkının, işkenceye ve insanlık dışı muameleye maruz kalmama hakkının açık bir ihlali olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler, bu uygulamanın 2030 yılına kadar tamamen ortadan kaldırılmasını hedefleyen küresel bir çağrıda bulunmuştur; günümüzde uygulama pek çok ülkede yasadışı ilan edilmiş olsa da, geleneksel toplumsal baskılar nedeniyle uygulanmaya devam etmektedir.
Dünya Sağlık Örgütü, uygulamayı şiddet derecesine göre dört ana tipe ayırır. Tip I (klitoridektomi), klitorisin kısmen ya da tamamen kesilmesidir. Tip II (eksizyon), klitoris ile birlikte iç dudakların (labia minora) kısmen ya da tamamen kesilmesi, bazen dış dudakların da (labia majora) buna dahil edilmesidir. Tip III (infibülasyon), iç ve/veya dış dudakların kesilip birbirine dikilerek ya da başka bir yolla birleştirilerek vajinal açıklığın daraltılması, bazen klitorisin de bu işleme dahil edilmesidir; idrar ve adet kanının çıkması için yalnızca küçük bir açıklık bırakılır. Tip IV ise iğneleme, delme, kazıma ya da yakma gibi tıbbi olmayan amaçlarla genital bölgeye uygulanan diğer zararlı işlemleri kapsar.
İnfibülasyon, tüm kadın genital mutilasyonu vakalarının yaklaşık yüzde 15'ini oluşturmakla birlikte, en şiddetli komplikasyonlara yol açan tip olarak kabul edilir. İşlem genellikle anestezi ya da steril tıbbi koşullar olmadan, jilet, bıçak ya da benzeri aletlerle, çoğunlukla geleneksel uygulayıcılar tarafından gerçekleştirilir; ancak son yıllarda bazı ülkelerde sağlık çalışanlarının bu işlemi gerçekleştirdiği tıbbileştirilmiş kadın genital mutilasyonu adı verilen endişe verici bir eğilim de gözlemlenmektedir.
Uygulamanın kısa vadeli sonuçları arasında şiddetli ağrı, şok, aşırı kanama, tetanoz, kan zehirlenmesi (septisemi), doku ölümü (gangren) ve nadiren ölüm sayılabilir. Uzun vadeli sağlık sonuçları arasında ise kronik pelvik ağrı, tekrarlayan idrar yolu ve pelvik enfeksiyonlar, kist ve apse oluşumu, keloid (aşırı) yara izi gelişimi, idrar tutamama, cinsel ilişki sırasında ağrı (disparoni), cinsel işlev bozukluğu ve doğum sırasında ciddi komplikasyonlar (düşük doğum ağırlığı, ölü doğum, sezaryen ihtiyacı, doğum sonrası kanama) yer alır. Özellikle infibülasyon uygulanan kadınlarda, doğum sırasında dikişlerin açılması gerekebildiğinden, bu komplikasyon riskleri daha da artar. Uygulamanın kadınlar üzerinde derin psikolojik travma, kaygı bozukluğu ve travma sonrası stres bozukluğuna yol açabildiği de bilinmektedir.
Bu uygulama günümüzde başta Afrika kıtasının kuzeydoğu ve doğu bölgeleri (Somali, Sudan, Cibuti, Mısır, Eritre gibi ülkeler) olmak üzere, toplamda otuza yakın ülkede, Ortadoğu'nun bazı bölgelerinde ve Asya'nın belirli kesimlerinde uygulanmaktadır; ayrıca bu ülkelerden göç eden topluluklar aracılığıyla Avrupa, Kuzey Amerika ve Avustralya'daki diasporalarda da sınırlı ölçüde görülmektedir. Dünya Sağlık Örgütü'nün güncel verilerine göre, dünya genelinde 91,5 milyondan fazla kadın ve kız çocuğu bu uygulamanın sonuçlarıyla yaşamakta, her yıl yaklaşık 3-4 milyon kız çocuğu ise bu uygulama riski altında bulunmaktadır.
Uygulamanın toplumsal kökeninde genellikle yetişkinliğe geçiş töreni, evlenebilirlik, aile onuru, kadının cinsel açıdan "saflığının" korunması ve toplumsal kabul görme gibi kültürel ve sosyal inançlar yer almaktadır; ancak uygulamanın hiçbir tıbbi faydası bulunmamaktadır. Bu nedenle Dünya Sağlık Örgütü, Birleşmiş Milletler Nüfus Fonu ve pek çok uluslararası insan hakları kuruluşu, uygulamayı kadının sağlık, güvenlik ve bedensel bütünlük hakkının, işkenceye ve insanlık dışı muameleye maruz kalmama hakkının açık bir ihlali olarak tanımlamaktadır. Birleşmiş Milletler, bu uygulamanın 2030 yılına kadar tamamen ortadan kaldırılmasını hedefleyen küresel bir çağrıda bulunmuştur; günümüzde uygulama pek çok ülkede yasadışı ilan edilmiş olsa da, geleneksel toplumsal baskılar nedeniyle uygulanmaya devam etmektedir.
Diğer Yazılar