← Ana Sayfaya Dön

İnsan Olma Onuru

İnsan Olma Onuru

İnsan olma onuru... Birkaç dakika bunun üzerine düşünmenizi rica ediyorum. Bizler, yaratıcı tarafından özenle, kusursuz bir denge içinde var edilmiş canlılarız. Zihinsel yapımız, diğer tüm canlılardan köklü biçimde farklı; düşünme, sorgulama, seçme ve yaratma kapasitesi, insana bahşedilmiş en büyük armağanlardan biri olarak görülür. Ne var ki insanoğlu çoğu zaman bu armağanın kıymetini ya hiç fark etmiyor ya da bir düşünme tembelliği içinde, sorgulamadan akıp giden bir hayatın peşinden sürükleniyor.

Bize verilen yalnızca üstün bir akıl değil; aynı zamanda özgür irade. Bu irade, yaşamlarımızda hangi deneyimleri seçeceğimize, hangi yolu izleyeceğimize karar verebilme gücümüzdür. Ama insanoğlu tarih boyunca bu eşsiz özelliği defalarca reddetmiş, gücü hep kendi dışında aramış görünüyor. Güneşe tapmış, putlara tapmış, kendisinden daha güçlü olduğuna inandığı varlıklar icat etmiş. Oysa güç, aslında ona şah damarından daha yakınmış.

Yaşamın sorumluluğunu kendinden güçlü sandığı kişilere devretmek, insanın kendine en çok ihanet ettiği anlardan biridir belki de. Sen benden akıllısın, benim hayatımı sen yönlendir demek, aslında yaşam sorumluluğundan sıyrılmanın kibarca söylenmiş bir başka biçimidir. Çünkü işler istediği gibi gitmediğinde, suçlayacak birini bulmak da o zaman kolaylaşır. Güneş tanrı bizi cezalandırdı, dediler; buzağıyı kızdırdık, o da bizi cezalandırdı, dediler. Zaman ilerledikçe bu suçlama nesnesi değişti; bugün çoğu zaman ülke yöneticileri, sistemler, koşullar oldu suçlanan. Hem sorumluluğu devretmek, hem de sonuçları başkalarında aramak... Peki o zaman özgür irade nerede kaldı? Bir kenara atılmış, kullanılmadan tozlanmaya bırakılmış gibi duruyor.

Yaşamınızın dizginlerini bir başkasının eline bırakıyorsanız, aslında ona beni sen güt diyorsunuz demektir; kendi sorumluluklarınızdan, kendi seçimlerinizden usulca kaçıyorsunuz demektir. Bu durumu anlatan güzel bir benzetme var: devekuşuna bir eşya taşıması söylenmiş, sen devesin demişler; o da ben taşıyamam, ben bir kuşum demiş. Sonra ona uzak bir diyara mektup götürmesi söylenmiş; bu kez de ben uçamam, ben bir deveyim demiş. Ne deve olmuş, ne kuş, ne de gerçek bir devekuşu; hiçbir görevi üstlenmeden yaşamış gitmiş.

İnsan onurlu bir varlıktır, çünkü içinde yaratıcı bir kıvılcım taşır. Ama insan bu gücü reddedip yaşamının dizginlerini başkasına teslim ettiğinde, beni sen güt dediğinde, aslında kendi insan olma onuruna sırt çevirmiş olur. Tıpkı devekuşu gibi; ne bir yöne tam gider, ne öbür yöne, hiçbir sorumluluğu tam anlamıyla üstlenmez.

Oysa yaşamlarımız, aslında bir dizi deneyimden ibaret. Hiçbirimiz bu dünyaya laf olsun diye, rastgele fırlatılmış gibi gelmedik. Hiç kendinize sordunuz mu, bu yaşamdaki asıl amacım, misyonum ne diye? Yoksa her sabah kalkıp işe ya da okula gidip, günü bir şekilde geçirip, akşam yatağa mı giriyorsunuz? Böyle düşününce gözümün önünde kurulmuş robotlar canlanıyor; yalnızca yapması gerekeni yapan, tek çabası hayatta kalmak olan robotlar. İnsan olmak, gerçekten yalnızca bundan mı ibaret olmalı?

Tolstoy'un dediği gibi, herkes insanlığı değiştirmeye çalışıyor, ama kimse kendini değiştirmeyi aklından geçirmiyor. Belki de değişimin gerçek başlangıç noktası, hep dışarıda aradığımız o kadar şeyin aslında içimizde saklı olduğunu fark etmek.

Tüm ezoterik öğretilerin ve kutsal metinlerin özünde yatan ortak tema, iyi insan olmak kavramıdır. Peki nedir gerçekten iyi insan olmak? İyilik ve kötülük, ikilikler (dualite) dünyasında var olan kavramlardır; biri olmadan ötekinin anlamı da olmaz, ikisi bir aradadır, bir bütünün iki yüzüdür. Araştırmacı yazar Ergun Candan'ın İsa Peygamber'in Gizli Öğretisi adlı kitabında yer alan on iki maddelik İlahi Kelam Doktrini'nin ilk maddesi şöyle söyler: tüm evren görünürde çokluk, özünde ise teklik taşıyan bir yapıya sahiptir; çokluk olarak algıladığımız her şey, aslında Tek Olan'ın farklı zaman ve mekanlardaki yansımalarından ibarettir.

Bu bakış açısına göre iyi insan olmak, aslında tekâmül etmiş insan olmak anlamına gelir. İnsan olma onurunu tam olarak taşıyarak, ayrılık bilincinden birlik bilincine geçmiş, günümüzün deyimiyle söylersek, aydınlanmış bir insan olmak anlamına gelir.
Diğer Yazılar
Determinizm Kelebek Rüyası Paradoksu Hermetik ve Alşimik Gelenekte Rüyalar Antik Mısır'da Sebayt Metinleri: Bilgelik, Öğüt ve Ahlaki Eğitim Geleneği Sinizm Çekim Yasası
← Ana Sayfaya Dön