← Ana Sayfaya Dön

Doğum Sonrası Depresyon

Doğum sonrası depresyon, doğum yapan kadınların önemli bir kısmını etkileyen, ciddiye alınması gereken bir ruhsal durumdur. Yaklaşık her on kadından birinin, bazı kaynaklara göre ise her yüz kadından on ila on beşinin doğumdan sonraki dönemde bu duruma maruz kaldığı bilinmektedir. Ancak birçok kadın yaşadığı duygu ve düşünceleri çevresiyle paylaşmadığından, gerçek oranın bu rakamların da üzerinde olabileceği düşünülmektedir. Doğum sonrası depresyon bazen hamilelik döneminde başlayıp doğumdan sonra da devam edebilir; asıl belirleyici olan, belirtilerin doğumdan sonraki ilk üç ay içinde ortaya çıkmasıdır. Daha geç başlayan vakalar görülebilse de, belirtiler doğumdan yaklaşık bir yıl sonra ortaya çıkıyorsa bu durumun doğum sonrası depresyonla ilişkilendirilmesi genellikle güç olur.

Doğum sonrası depresyonun belirtileri, aslında herhangi bir depresyon türünde görülen belirtilerle büyük ölçüde örtüşür; kendini kötü hissetme, günlük yaşama karşı isteksizlik bunların başında gelir. Farkı yaratan zamanlama, yani bu belirtilerin doğumu takip eden dönemde belirmesidir. Bu benzerlik nedeniyle, doğum sonrası depresyon yaşayan kişiler genel depresyon konusundaki bilgi kaynaklarından da faydalanabilir. Sevindirici olan taraf ise, her depresyon türünde olduğu gibi doğum sonrası depresyonun da tedaviye iyi yanıt vermesi ve çoğu kadının tam anlamıyla iyileşmesidir.

Doğum sonrasında kadınların karşılaşabileceği, doğum sonrası depresyondan ayrı tutulması gereken iki farklı duygusal durum daha bulunur. Bunlardan ilki, oldukça yaygın görülen ve halk arasında bebek hüznü ya da bebek stresi olarak adlandırılan geçici bir durgunluk halidir. Doğumdan sonra her on kadından sekizinde görülebilen bu durumda anneler aşırı duygusallaşır, sebepsiz yere ağlar, endişeli, gergin ve yorgun hissederler, uykuya dalmakta güçlük çekerler. Bu durumun doğum sırasındaki ani hormonal değişikliklerden kaynaklandığı düşünülse de, doğum travması ve yeni bir bebeğe uyum sağlamanın getirdiği zorluklar gibi başka etkenlerin de rol oynayabileceği değerlendirilir. Doğum sonrası en çok dinlenmeye ihtiyaç duyulan dönemde dinlenecek zamanın bulunamaması da bu tabloyu besleyen bir unsurdur. Bu geçici durgunluk genellikle bir iki gün içinde kendiliğinden geçer; uzun sürmediği ya da kötüleşmediği sürece endişelenilecek bir durum teşkil etmez, ancak uzaması halinde doğum sonrası depresyona dönüşebilir.

İkinci ve çok daha nadir görülen durum ise doğum sonrası psikoz olarak adlandırılır. Her bin yeni anneden yaklaşık birinde görülen bu tablo, doğum sonrası depresyondan çok daha ciddi bir seyir izler. Genellikle doğumdan sonraki ilk iki hafta içinde, ani biçimde ortaya çıkan ciddi ruh hali ve davranış bozukluklarıyla kendini gösterir. Bu durumu yaşayan kadınlarda yoğun gerginlik, zihinsel karışıklık ve kendileri ya da bebekleriyle ilgili gerçeklikten kopuk, rahatsız edici inanışlar görülebilir. Bu tablo, doğum sonrası depresyondan farklı olarak acil uzman müdahalesi gerektirir; ilgili kişilerin vakit kaybetmeden bir uzman psikologa ya da doktora başvurmaları gerekir. Tedavi genellikle ilaç desteğiyle birlikte, anne ve bebeğin bir arada kalabileceği özel bir birimde kısa süreli gözlem şeklinde uygulanır. Doğum sonrası psikoz, yeni bir anne ve ailesi için korkutucu bir deneyim olsa da, uygulanan tedaviler oldukça etkilidir ve hastaların büyük bölümü tam anlamıyla iyileşir.

Doğum sonrası depresyonun belirtileri geniş bir yelpazede kendini gösterebilir. Duygusal düzlemde üzüntü, mutsuzluk, çaresizlik hissi, aşırı ağlama ya da tam tersine ağlayamama, değersizlik duygusu, ani ruh hali değişimleri, suçluluk hissi, ilgi ve mutluluk kaybı, gerginlik, panik, kızgınlık ve bazen bebeğe karşı beklenen duyguları hissedememe gibi belirtiler ön plana çıkar. Fiziksel düzeyde ise enerji azalması ya da tam tersine aşırı hareketlilik, uyku düzensizlikleri, genel bir yavaşlama hali ya da yerinde duramama, cinsel isteksizlik ve iştah değişiklikleri görülebilir. Düşünce yapısında da belirgin değişiklikler ortaya çıkar; kişi kendini sürekli eleştirebilir, aşırı endişelenebilir, olaylardan hızla olumsuz sonuçlar çıkarabilir, her şeyin kötü gideceğine dair bir beklenti geliştirebilir ve umutsuzluğa kapılabilir. Konsantrasyon güçlüğü, karar verememe, düşüncelerin karmaşıklaşması da sık rastlanan zihinsel belirtiler arasındadır. Davranışsal düzeyde insanlardan uzaklaşma, eskiden keyif alınan etkinliklerden vazgeçme, günlük sorumlulukları yerine getirmede aşırılık ya da ihmalkarlık, kararları erteleme ve kontrolü kaybetme eğilimi görülebilir. Bu belirtilerden birkaçının en az iki hafta boyunca sürmesi, kişinin bir tür depresyon yaşadığına işaret eder; bu tablo doğumdan sonraki haftalar ya da aylar içinde ortaya çıktıysa, doğum sonrası depresyonla karşı karşıya olma ihtimali yüksektir.

Doğum sonrası depresyonu fark etmek ve yardım aramak büyük önem taşır. Ancak bu durumun tanınması genellikle kolay olmaz, çünkü hayatın çok büyük değişimlerle dolu olduğu bu dönemde, yeni anneler neyin normal olduğunu, neyi beklemeleri gerektiğini çoğu zaman bilemezler. Sorun sinsice büyüyebilir ve anneler yaşadıklarının bir depresyon olduğunu fark etmek yerine, bunu kendi yetersizliklerine bağlayabilirler. Ayrıca doğum sonrası depresyon yaşayan birçok kadın bu durumdan utanç duyar ve belirtileri çevresinden gizlemeye çalışır. Oysa bu durumun ne kadar erken fark edilirse tedavinin de o kadar etkili olacağı bilinmektedir; kendine yardımcı olmak için atılabilecek adımlar mevcuttur. Doğum sonrası depresyonun oldukça yaygın bir durum olduğu ve doğum yapan kadınların önemli bir bölümünü etkilediği unutulmamalı, gerektiğinde aile hekiminden, doktordan ya da sağlık ziyaretçisinden destek istenmelidir.

Doğum yapan her kadın doğum sonrası depresyon yaşayabilir, ancak bazı durumlar bu riski artırabilir. Daha önce depresyon geçirmiş olmak, doğumun zor ya da travmatik geçmesi, ilişkide yaşanan sorunlar, hayatta karşılaşılan başka zorluklar, destek olabilecek aile ve arkadaşlardan uzak ya da izole kalmış olmak, kendi annesinin desteğinden yoksun olmak bu risk etkenleri arasında sayılabilir. Ancak bu koşullardan birini ya da birkaçını yaşayan her kadının mutlaka doğum sonrası depresyon yaşayacağı anlamına gelmez.

Doğum sonrası depresyonun ortaya çıkışında birçok etken bir araya gelir. Bir bebek sahibi olmak, biyolojik, fiziksel, duygusal ve toplumsal düzeyde köklü değişiklikler getirir ve bu değişimlerin bütünü doğum sonrası depresyona zemin hazırlayabilir. Biyolojik açıdan doğumla birlikte gerçekleşen hormonal değişimlerin bu tabloya katkısı olduğu düşünülse de, araştırmalar yalnızca hormonal etkenlerin doğum sonrası depresyona yol açmadığını, kişisel ve toplumsal etkenlerin de en az onun kadar belirleyici olduğunu göstermektedir. Fiziksel açıdan doğumun kendisi son derece yorucu bir süreçtir ve sezaryen sonrası iyileşme gibi ek zorluklar da beraberinde gelebilir. Yeni doğan bir bebeğe bakmak dinlenme fırsatını kısıtlar, uyku düzeni bozulur, varsa büyük çocukların da bebeğe gösterdiği tepkiler ek bir yorgunluk kaynağı olabilir. İştahsızlık ve yetersiz beslenme de fiziksel bitkinliği artırabilir. Birçok kadın doğum sonrasında bedensel değişimler nedeniyle özgüvenini kaybedebilir ve kendini daha az çekici hissedebilir; bununla birlikte, içten içe yaşanan bu zorluğu gizlemek için kendisinin ve bebeğinin görünümüne aşırı özen göstermeye çalışması da ayrıca yorucu olabilir.

Duygusal boyutta ise kadınlar bebekleri doğduğunda beklediklerini hissetmeyebilirler; birçok anne bebeğini ilk kucağına aldığında beklenen o yoğun sevgiyi hemen hissetmez, bu duygu zamanla gelişebilir. Doğum deneyiminin beklentileri karşılamaması durumunda büyük bir hayal kırıklığı yaşanabilir, üstelik doğum sonrasında genel olarak artan duygusallık, işler ters gittiğinde bu tepkilerin daha da şiddetli yaşanmasına yol açabilir. Toplumsal düzeyde ise yeni bir bebeğin getirdiği sorumluluklar sosyal hayatı kısıtlayabilir, çiftlerin birlikte vakit geçirmesini zorlaştırabilir. Ailelerin birbirinden uzak yaşadığı günümüzde yeni anneler çevrelerinde yeterli destek bulamayabilir ve yalnızlık hissedebilir; özellikle kendi annesinin desteğinden yoksun kalanlar için bu durum daha da zorlayıcı olabilir. Medyanın anneliği çoğunlukla idealize ederek sunması, zorlukları göz ardı etmesi de kadınların gerçekçi olmayan beklentilere kapılmasına ve yaşadıkları güçlükler karşısında yardım istemekte tereddüt etmelerine yol açabilir. Bunlara ek olarak, geçmişte ya da o dönemde yaşanan başka zorluklar -önceki bir düşük, bir yakının kaybı, maddi sıkıntılar, barınma sorunları gibi- doğum sonrası depresyon riskini artırabilir; çünkü hayatta strese en çok yol açan etken değişimdir ve bir bebeğin hayata girişi kadar köklü bir değişim yaşatan başka çok az şey vardır.

Doğum sonrası depresyonla baş etmede atılabilecek ilk adımlar arasında bir şeylerin yolunda gitmediğini kabul etmek, eş, arkadaş ya da yakın bir akrabayla duygular hakkında konuşmak, bu durumun geçici olduğunu ve iyileşmenin mümkün olduğunu hatırlamak ve bir doktor ya da sağlık ziyaretçisiyle görüşmek yer alır. Tedavi sürecinde ilaç desteği faydalı olabilir; özellikle iştahsızlık, uykusuzluk ve halsizlik gibi fiziksel belirtilerin hafifletilmesinde etkilidir, ancak emzirme döneminde ilaç kullanımı konusunda mutlaka doktora danışılması gerekir. İlaçların etkisini göstermesi genellikle birkaç hafta sürebilir ve tedavinin, doktorun belirlediği süre boyunca -çoğunlukla altı ay civarında- aniden kesilmeden sürdürülmesi önemlidir. Bazı kişilerde ağız kuruluğu ya da yorgunluk gibi yan etkiler görülebilse de bunlar genellikle geçicidir. Konuşarak yapılan tedavilerin de doğum sonrası depresyonda oldukça etkili olduğu bilimsel araştırmalarla desteklenmiştir; sağlık ziyaretçisi, aile hekimi ya da bir psikoterapi uzmanıyla yapılacak görüşmeler, hem geçmişte yaşanan ve mevcut durumla bağlantılı olabilecek deneyimlerin hem de o anki duygu ve düşüncelerin ele alınmasına olanak tanır.

Kişinin kendi kendine uygulayabileceği bazı pratik yöntemler de sürece destek olabilir. Duygularını yakınlarıyla paylaşmak, özellikle eşiyle açık iletişim kurmak önemlidir; aksi halde eş de kendini dışlanmış hissedebilir. Gün boyunca tamamen yalnız kalmamaya, arkadaşlarla ve diğer annelerle görüşmeye özen göstermek, gerektiğinde destek gruplarından faydalanmak yararlı olabilir. Sunulan pratik yardımları -ister ev işlerinde ister bebek bakımında- suçluluk duymadan kabul etmek, mükemmel bir ev düzeni tutturma baskısından kendini kurtarmak, mümkün olduğunca dinlenmeye zaman ayırmak, düzenli ve dengeli beslenmek, kendine küçük de olsa zaman ayırmak ve egzersiz yapmak iyileşme sürecini destekleyen unsurlardır.

Depresyon düşünce, duygu ve davranışları bir bütün olarak etkilediğinden, bu döngüyü kırmaya yönelik bazı teknikler de fayda sağlayabilir. Günlük küçük bir plan yapmak, yapılacak işleri basit adımlara bölmek ve en kolayından başlamak, kişinin kendini aşırı yüklenmiş hissetmesini önleyebilir. Gün içinde yapılan ve keyif alınan ya da bir başarı olarak görülen şeyleri fark etmek ve not almak, depresyonun sıkça beraberinde getirdiği kendi başarılarını görememe eğilimine karşı koymaya yardımcı olur. Bir olayı, o olay hakkındaki düşünceleri ve bu düşüncelerin yol açtığı duyguları ayrı ayrı fark etmeyi öğrenmek, olumsuz bir düşünceyi kendi hakkında olumlu ve gerçekçi bir bilgiyle dengelemek, otomatik olarak beliren olumsuz düşünceleri yazıya dökerek karşılarına daha dengeli alternatifler koymak, geçmişteki olumlu deneyimleri genel ifadelerle değil somut ayrıntılarla hatırlamaya çalışmak da bu tekniklerden bazılarıdır. Karmaşık ve zorlayıcı görünen sorunları küçük adımlara bölerek ele almak, geçmişte benzer bir sorunu nasıl çözdüğünü hatırlamak ya da yakın birinden fikir almak da faydalı olabilir. Son olarak, kişinin kendisiyle ilgili uzun süredir taşıdığı ve genellikle gerçekçi olmayan olumsuz inanışları -örneğin kendini yetersiz ya da sevilmeye değmez görmek gibi- fark etmesi ve bu inanışları destekleyen ya da çürüten kanıtları sorgulaması, kendine yönelik eleştirel tutumu yumuşatmada önemli bir adım olabilir.
Diğer Yazılar
Katatoni Nedir? Belirtileri, Tanısı ve Tedavisi İlişkiler Kaygılı Reddedilme Duyarlılığı Hafızanın Yanılsaması ve Anıların Değişmesi Fiziksel Gevşeme Yeteneği Fiziksel Uyarılma Seviyesini Düşürmek
← Ana Sayfaya Dön