← Ana Sayfaya Dön

Sıfırın Tarihi

Sıfırın tarihi, genellikle sanılandan çok daha eskiye ve çok daha karmaşık bir coğrafyaya yayılır. İlk Çağ'ın birçok büyük uygarlığı -Babilliler, Mayalar ve daha sonra Hintliler- sayı sistemlerinde bir yer tutucu (placeholder) olarak boşluk kavramına yakın semboller kullanmıştır; ancak sıfırı gerçek bir sayı olarak, kendi matematiksel kurallarıyla birlikte ilk tanımlayan uygarlık Hindistan olmuştur.

Hint matematikçi Brahmagupta, 628 yılında yazdığı Brahmasphutasiddhanta adlı eserinde sıfırı yalnızca bir yer tutucu değil, kendi başına işlem yapılabilen bir sayı olarak ele almış; bir sayıdan kendisinin çıkarılmasının sıfırı verdiğini, sıfırla toplama ve çıkarma işlemlerinin nasıl yapılacağını sistematik biçimde açıklamıştır. Bu nedenle matematik tarihçilerinin büyük çoğunluğu, sıfırı bugünkü anlamıyla bir sayı olarak formülleştiren kişinin Brahmagupta olduğunu kabul etmektedir.

Bu noktada, metinde adı geçen Harezmî'nin (Muhammed bin Musa el-Harezmî) rolü büyük ama farklı bir noktada devreye girer. Harezmî, sıfırı icat etmemiş, ancak Bağdat'taki Beytü'l-Hikme'de Hint matematik metinlerini incelemiş, dokuzuncu yüzyıl civarında yazdığı eserlerle Hint ondalık sayı sistemini -sıfır dahil- İslam dünyasına tanıtıp yaygınlaştırmıştır. Kendisi bu bilginin kaynağının Hintli bilginler olduğunu eserlerinde açıkça belirtmiştir. Harezmî'nin etnik kökeni konusunda kaynaklar arasında tam bir görüş birliği yoktur; kendisi çoğunlukla Fars ya da Harezmli bir bilgin olarak tanımlanır, doğduğu bölge bugünkü Özbekistan sınırları içinde kalsa da, dönemin kültürel ve dilsel bağlamı günümüzün ulus kimlikleriyle doğrudan örtüşmemektedir; bu nedenle kendisine tek bir milliyet atfetmek tarihsel açıdan tartışmalı bir yaklaşımdır.

Arapçada sıfır kelimesi, boşluk ya da hiç anlamına gelen sifr sözcüğüyle karşılanmıştır; bu sözcüğün kendisi de aslında Sanskritçedeki şunya (boşluk) kavramının Arapçaya çevrilmiş hâlidir. Sifr kelimesi, Latinceye zephirum olarak geçmiş, zamanla İtalyancada zefiro, oradan da bugünkü zero ve Fransızca chiffre (rakam, şifre) sözcüklerine dönüşmüştür.

Sıfırın ve Hint-Arap rakam sisteminin Avrupa'ya taşınmasında en belirleyici isim, İtalyan matematikçi Fibonacci (Pisalı Leonardo) olmuştur. Fibonacci, gençliğinde Kuzey Afrika'da Arap tüccarlar ve matematikçilerle tanışmış, bu sistemin Roma rakamlarına kıyasla ticari hesaplamalarda ne denli üstün olduğunu fark etmiştir. 1202 yılında yayımladığı Liber Abaci (Hesap Kitabı) adlı eseriyle bu sistemi Avrupa'ya tanıtmış, kitabın açılışında dokuz Hint rakamını ve sıfırı tanımlamıştır.

Ancak sıfırın ve yeni rakam sisteminin Avrupa'da kabul görmesi gerçekten de uzun ve çekişmeli bir süreç olmuştur. Yerleşik Roma rakamlarını ve abaküs (hesap tahtası) kullanımını savunan kesimler ile yeni ondalık sistemi benimseyen tüccar ve matematikçiler arasında, yüzyıllar süren bir direniş ve tartışma yaşanmıştır. Özellikle 1299 yılında Floransa'da, tüccarların hesap defterlerinde Arap rakamlarını kullanmasını yasaklayan bir düzenleme çıkarılmıştır; bu yasağın gerekçesi olarak, yeni rakamların (özellikle sıfırın) kolayca değiştirilip sahtecilik yapılabileceği endişesi öne sürülmüştür -örneğin bir sıfırın kolayca altıya ya da dokuza dönüştürülebileceği düşünülmüştür.

Sıfırın Avrupa'da kilise çevrelerince kuşkuyla karşılanması ve doğu kökenli, yabancı bir kavram olarak görülmesi de dönemin genel eğitimli-din adamı zümresi ile ticaret ve bilim çevreleri arasındaki daha geniş bir gerilimin parçasıydı; ancak bu direnişin sıfıra özel olarak şeytanla ilişkilendirildiğine ya da resmi bir kilise kararıyla yasaklandığına dair iddialar, tarihsel kaynaklarda net bir doğrulama bulamamaktadır ve bu tür anlatılar zamanla abartılarak popüler kültüre yerleşmiş olabilir.

Sıfırın matematiksel doğası, felsefi açıdan da uzun süre tartışma yaratmıştır. Sıfır, kendi başına bir miktarı değil, bir miktarın yokluğunu temsil eder; ancak bu yokluk yalnızca belirli bir işlemin sonucunda anlam kazanır. Örneğin bir birimden bir birim çıkarıldığında ortada elle tutulur hiçbir şey kalmaz, ama matematiksel olarak tanımlı, işlem yapılabilir bir değer olarak sıfır ortaya çıkar. Bu ikili doğa -hem yokluğu temsil etmesi hem de kendi başına işlemlere tabi bir sayı olması- sıfırı, tarihte üzerinde en çok felsefi tartışma yürütülen sayı kavramlarından biri hâline getirmiştir.
Diğer Yazılar
Keldaniler Türk'lerde At Tardigradlar (Su Ayıları): Gezegenimizin En Dayanıklı Canlıları Uranyum Soluyan Bakteri: Kirlenmiş Yer Altı Sularına Doğal Bir Çözüm Gaia Teorisi Uyku Sıçraması (Hypnic Jerk): Uykuya Dalarken Neden Aniden İrkiliriz?
← Ana Sayfaya Dön