Keldaniler
Keldaniler, Asur İmparatorluğu içinde yer alan en önemli etnik gruplardan biridir ve Asur İmparatorluğu'nun yıkılışıyla birlikte bu topluluğun ilk dönemi de sona ermiştir. Asur yıllıklarından edinilen bilgilere göre, Asur İmparatorluğu bünyesindeki kabilelerden biri olan Keldanilere, yaşam alanı olarak Pers Körfezi kıyısı tahsis edilmiştir. Asur Kralı Assurbanipal'in ölümünün ardından Keldaniler kendi hanedanlıklarını kurmuşlardır. Milattan önce 626 yılında eski Asur topraklarında kurulan bu uygarlık, Yeni Babilonya olarak adlandırılır. Keldaniler, milattan önce 605 ile 562 yılları arasında Nebukadnezzar'ın hükümdarlığı döneminde en güçlü dönemlerini yaşamışlardır.
Keldaniler Aramice dilini konuşurlardı. Babil şehri çevresinde hükümdarlık kurduklarında bu dil daha da gelişmiş, Babil İmparatorluğu'nun Keldanilerden önceki dili olan Akadçanın yerini alacak ölçüde yaygınlaşmıştır. Aramice, aynı zamanda Hz. İsa'nın da konuştuğu dildir.
Keldanilere mistik bir anlam yüklenmesinin kökeni oldukça eskiye dayanır. Bugün hâlâ Türkiye'de yaşayan Süryanilere büyücü lakabının takılması, esasında Keldanilerin gökbilim alanında oldukça ileri gitmelerinden ve gelecekle ilgili kehanetlerde bulunmalarından kaynaklanır. Mezopotamya bölgesinin güneyinde yaşayan Yunan ve Latin kökenli topluluklar, kahinlere, yazıcılara ve büyücülere Keldani adını verirlerdi. Keldaniler, milattan önce ikinci yüzyılda ortaya çıkışlarından itibaren astroloji ve gökbilimle yoğun biçimde ilgilenmişlerdir. Bu amaçla gökyüzünü gözlemlemek için rasathane niteliğinde uzun kuleler inşa etmişlerdir. Yaptıkları astrolojik gözlemler sonucunda hem hava koşulları hem de gelecekte meydana gelebilecek felaketler hakkında öngörülerde bulunmuşlardır. Bu nedenle kâhin olarak tanınmışlardır. Doğu kökenli kaynaklarda Keldaniler ve kâhinlik konusuna ayrıca yer verilmiştir. Hem doğu hem de batı dünyasında Keldaniler, büyücülük ve kâhinlikle eş tutulmuştur.
Keldaniler, Hristiyanlığı kabul eden ilk kavimler arasında yer alır. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Hristiyanlığı benimsemişler, ancak Hristiyan inanışları içinde zamanla bölünmelere uğramışlardır; yine de genel çerçevede Hristiyan dinine mensup bir topluluk olarak kabul edilirler. Süryani anlatımlarına göre, Hz. İsa'nın yetmiş havarisinden Mar Mari ve Mar Agai, Mezopotamya bölgesine gelerek Hristiyanlığın bu bölgedeki ilk adımlarını atmışlardır. Hristiyanlık, birinci yüzyılın ortalarında önce Batı Süryanileri arasında, bir yüzyıl sonra da Urfa merkezli olarak bu bölgede yaşayan Keldaniler arasında yayılmıştır. O dönemde bölgede Sasanilerin hükümdarlığı hâkimdi ve Sasaniler Hristiyan bir topluluk değildi. Buna rağmen Sasanilerin başkenti olan ve şu an İran sınırları içinde bulunan Selecuia Ctesiphon bölgesinde bir piskoposluk kurulmuş, Urfa dahil olmak üzere bu bölgedeki Hristiyan nüfus burada toplanmıştır.
Sasaniler bir piskoposluğun kurulmasına izin vermiş olsalar da, kendi dinleri olan Zerdüştlüğü bölge halkına baskı yoluyla kabul ettirmeye çalışmışlardır. Bunun yanı sıra Bizans da bu bölgedeki Hristiyan nüfusu kendi piskoposluğuna bağlamak istemiştir. Bütün bu baskılardan usanan Keldaniler, bir konsil toplayarak başkent Selecuia'daki piskoposluğu patrikliğe yükseltmişlerdir. Bu adımla birlikte Bizans baskılarına boyun eğmeyen, azınlık statüsünden çıkmış bir yapıya kavuşmuşlardır. Pers Kilisesi olarak da bilinen bu oluşum, 424 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve Doğu Kilisesi adıyla anılmaya başlamıştır. Buradaki doğu ifadesi, Bizans'ın doğusunda kalan, günümüzdeki Güneydoğu bölgesi ile İran ve Irak topraklarını kapsayan alana işaret eder; bu bölge, Hristiyanlığın geliştiği ve büyüdüğü önemli merkezlerden biri olmuştur.
Doğu Kilisesi'nin bölünmesi, kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bir gelişme değildir; bu bölünme, hemen hemen bütün Hristiyan dünyasını etkileyen daha geniş bir sürecin parçasıdır. Nestorius'un Hz. İsa hakkındaki görüşleri Roma ile ters düşmüş, bu nedenle Nestorius aforoz edilerek kiliseden uzaklaştırılmıştır. Nestorius'un görüşleri zamanla yayılmış ve beşinci yüzyılda Doğu Kilisesi'ne de ulaşmıştır. Nestorius'un düşüncelerini benimseyenlere Nesturi adı verilmiş ve Doğu Kilisesi içindeki ilk bölünme bu şekilde başlamıştır.
Nesturilik, özellikle İran bölgesindeki Hristiyanlar arasında yaygınlık kazanmıştır. Doğu Kilisesi'nin en doğu ucunu oluşturan İran bölgesi hem Nesturi görüşü benimsemiş hem de konsilde alınan kararları uygulamayarak Nesturi olmayan Antakya Patriği ile bağlarını tamamen koparmıştır. Pers bölgesinde, başkent Selecuia'nın Nesturi görüşünü benimsemesinin kısa bir süre sonrasında bu bölge Müslümanlar, yani Abbasiler tarafından fethedilmiştir. 762 yılında Nesturi Katolikosluğu Bağdat'a taşınmış ve bu topluluğun dinlerini özgürce yaşamasına izin verilmiştir. Tarihî kaynaklarda, Abbasi Halifesi Mehdi'nin, Nesturi Katolikosu Timotheus ile din konusunda sık sık görüşüp fikir alışverişinde bulunduğu kayıtlıdır.
Haçlı Seferleri, tarihin akışını pek çok yönden değiştirmiş büyük bir süreçtir. Bu seferlere yalnızca askerlerin ve komutanların değil, sanatçıların, bilim adamlarının ve misyonerlerin de dahil olduğu bilinmektedir. Bu misyonerlerin yoğun çabaları sonucunda, 23 Kasım 1553 tarihinde Keldani Kilisesi, Keldani Katolik Kilisesi adıyla Roma'ya bağlı hale gelmiştir.
Günümüzde Keldani nüfusu bir ile bir buçuk milyon civarında tahmin edilmektedir. İran, Irak, Gürcistan, Türkiye, Suriye, Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Keldanilerin Türkiye'deki nüfusu elli bin ile yüz bin arasında olduğu belirtilmektedir. Türkiye'de Mersin, Diyarbakır, Mardin ve İstanbul illerinde yaşadıkları bilinmektedir. Nesturi Keldaniler ise özellikle Diyarbakır bölgesinde yaşamaktadır.
Keldaniler Aramice dilini konuşurlardı. Babil şehri çevresinde hükümdarlık kurduklarında bu dil daha da gelişmiş, Babil İmparatorluğu'nun Keldanilerden önceki dili olan Akadçanın yerini alacak ölçüde yaygınlaşmıştır. Aramice, aynı zamanda Hz. İsa'nın da konuştuğu dildir.
Keldanilere mistik bir anlam yüklenmesinin kökeni oldukça eskiye dayanır. Bugün hâlâ Türkiye'de yaşayan Süryanilere büyücü lakabının takılması, esasında Keldanilerin gökbilim alanında oldukça ileri gitmelerinden ve gelecekle ilgili kehanetlerde bulunmalarından kaynaklanır. Mezopotamya bölgesinin güneyinde yaşayan Yunan ve Latin kökenli topluluklar, kahinlere, yazıcılara ve büyücülere Keldani adını verirlerdi. Keldaniler, milattan önce ikinci yüzyılda ortaya çıkışlarından itibaren astroloji ve gökbilimle yoğun biçimde ilgilenmişlerdir. Bu amaçla gökyüzünü gözlemlemek için rasathane niteliğinde uzun kuleler inşa etmişlerdir. Yaptıkları astrolojik gözlemler sonucunda hem hava koşulları hem de gelecekte meydana gelebilecek felaketler hakkında öngörülerde bulunmuşlardır. Bu nedenle kâhin olarak tanınmışlardır. Doğu kökenli kaynaklarda Keldaniler ve kâhinlik konusuna ayrıca yer verilmiştir. Hem doğu hem de batı dünyasında Keldaniler, büyücülük ve kâhinlikle eş tutulmuştur.
Keldaniler, Hristiyanlığı kabul eden ilk kavimler arasında yer alır. Milattan sonraki ilk yüzyıllarda Hristiyanlığı benimsemişler, ancak Hristiyan inanışları içinde zamanla bölünmelere uğramışlardır; yine de genel çerçevede Hristiyan dinine mensup bir topluluk olarak kabul edilirler. Süryani anlatımlarına göre, Hz. İsa'nın yetmiş havarisinden Mar Mari ve Mar Agai, Mezopotamya bölgesine gelerek Hristiyanlığın bu bölgedeki ilk adımlarını atmışlardır. Hristiyanlık, birinci yüzyılın ortalarında önce Batı Süryanileri arasında, bir yüzyıl sonra da Urfa merkezli olarak bu bölgede yaşayan Keldaniler arasında yayılmıştır. O dönemde bölgede Sasanilerin hükümdarlığı hâkimdi ve Sasaniler Hristiyan bir topluluk değildi. Buna rağmen Sasanilerin başkenti olan ve şu an İran sınırları içinde bulunan Selecuia Ctesiphon bölgesinde bir piskoposluk kurulmuş, Urfa dahil olmak üzere bu bölgedeki Hristiyan nüfus burada toplanmıştır.
Sasaniler bir piskoposluğun kurulmasına izin vermiş olsalar da, kendi dinleri olan Zerdüştlüğü bölge halkına baskı yoluyla kabul ettirmeye çalışmışlardır. Bunun yanı sıra Bizans da bu bölgedeki Hristiyan nüfusu kendi piskoposluğuna bağlamak istemiştir. Bütün bu baskılardan usanan Keldaniler, bir konsil toplayarak başkent Selecuia'daki piskoposluğu patrikliğe yükseltmişlerdir. Bu adımla birlikte Bizans baskılarına boyun eğmeyen, azınlık statüsünden çıkmış bir yapıya kavuşmuşlardır. Pers Kilisesi olarak da bilinen bu oluşum, 424 yılında bağımsızlığını ilan etmiş ve Doğu Kilisesi adıyla anılmaya başlamıştır. Buradaki doğu ifadesi, Bizans'ın doğusunda kalan, günümüzdeki Güneydoğu bölgesi ile İran ve Irak topraklarını kapsayan alana işaret eder; bu bölge, Hristiyanlığın geliştiği ve büyüdüğü önemli merkezlerden biri olmuştur.
Doğu Kilisesi'nin bölünmesi, kendi iç dinamiklerinden kaynaklanan bir gelişme değildir; bu bölünme, hemen hemen bütün Hristiyan dünyasını etkileyen daha geniş bir sürecin parçasıdır. Nestorius'un Hz. İsa hakkındaki görüşleri Roma ile ters düşmüş, bu nedenle Nestorius aforoz edilerek kiliseden uzaklaştırılmıştır. Nestorius'un görüşleri zamanla yayılmış ve beşinci yüzyılda Doğu Kilisesi'ne de ulaşmıştır. Nestorius'un düşüncelerini benimseyenlere Nesturi adı verilmiş ve Doğu Kilisesi içindeki ilk bölünme bu şekilde başlamıştır.
Nesturilik, özellikle İran bölgesindeki Hristiyanlar arasında yaygınlık kazanmıştır. Doğu Kilisesi'nin en doğu ucunu oluşturan İran bölgesi hem Nesturi görüşü benimsemiş hem de konsilde alınan kararları uygulamayarak Nesturi olmayan Antakya Patriği ile bağlarını tamamen koparmıştır. Pers bölgesinde, başkent Selecuia'nın Nesturi görüşünü benimsemesinin kısa bir süre sonrasında bu bölge Müslümanlar, yani Abbasiler tarafından fethedilmiştir. 762 yılında Nesturi Katolikosluğu Bağdat'a taşınmış ve bu topluluğun dinlerini özgürce yaşamasına izin verilmiştir. Tarihî kaynaklarda, Abbasi Halifesi Mehdi'nin, Nesturi Katolikosu Timotheus ile din konusunda sık sık görüşüp fikir alışverişinde bulunduğu kayıtlıdır.
Haçlı Seferleri, tarihin akışını pek çok yönden değiştirmiş büyük bir süreçtir. Bu seferlere yalnızca askerlerin ve komutanların değil, sanatçıların, bilim adamlarının ve misyonerlerin de dahil olduğu bilinmektedir. Bu misyonerlerin yoğun çabaları sonucunda, 23 Kasım 1553 tarihinde Keldani Kilisesi, Keldani Katolik Kilisesi adıyla Roma'ya bağlı hale gelmiştir.
Günümüzde Keldani nüfusu bir ile bir buçuk milyon civarında tahmin edilmektedir. İran, Irak, Gürcistan, Türkiye, Suriye, Mısır ve Amerika Birleşik Devletleri'nde yaşayan Keldanilerin Türkiye'deki nüfusu elli bin ile yüz bin arasında olduğu belirtilmektedir. Türkiye'de Mersin, Diyarbakır, Mardin ve İstanbul illerinde yaşadıkları bilinmektedir. Nesturi Keldaniler ise özellikle Diyarbakır bölgesinde yaşamaktadır.
Diğer Yazılar