Proje 4.1: Marshall Adaları'nda Radyasyon Deneyi
Proje 4.1, 1 Mart 1954'te Bikini Atolü'nde gerçekleştirilen Castle Bravo termonükleer testinin ardından, radyoaktif serpintiye maruz kalan Marshall Adaları sakinleri üzerinde yürütülen tıbbi çalışmanın adıdır. Bu çalışma, beklenenden çok daha güçlü bir patlayıcı güce sahip olan Castle Bravo testinden etkilenen Marshall Adaları sakinlerinin Amerika Birleşik Devletleri tarafından incelenmesi amacıyla düzenlenmiştir (Wikipedia, Project 4.1). Kod adı Shrimp olan Bravo patlaması, Castle test serisinin bir parçası olarak 15 megatonluk bir patlayıcı güce ulaşmış; bu, Hiroşima'yı yerle bir eden bombanın yaklaşık bin katı ve planlayıcıların öngördüğü altı megatonun neredeyse üç katıydı (National Security Archive). Beklenmedik bu büyüklük, rüzgâr yönündeki değişiklikler ve elverişsiz hava koşullarıyla birleşince, serpinti çevredeki adalara ciddi biçimde yayıldı (Wikipedia, Castle Bravo).
Projenin ortaya çıkışı, testin hemen ardından gerçekleşmiştir. Ana akım tarihsel kaynaklara göre çalışma, Bravo atışından bir haftadan kısa süre sonra, 6 ya da 7 Mart 1954'te örgütlenmiştir (Wikipedia, Project 4.1). Castle Bravo'nun ardından, silah etkileri araştırma bölümüne yeni bir araştırma dalı eklenmiş; Biyomedikal etkiler adı verilen Program 4 içinde, Yüksek Verimli Silahlardan Kaynaklanan Serpintiye Bağlı Önemli Beta ve Gama Radyasyonuna Maruz Kalan İnsanların Tepkisinin İncelenmesi başlıklı Proje 4.1 yer almıştır. Ulusal Deniz Tıp Merkezi'nden Eugene P. Cronkite, projenin sorumlu bilim insanı olarak atanmış ve verdiği talimatlarda projenin gizliliğinin önemini vurgulamıştır (Wikipedia, Project 4.1; Atomic Heritage Foundation).
Bu isimlendirme talihsiz bir tesadüf değildi. Belgeler, çalışmanın aslında testten önce de gündemde olduğunu gösteriyor. Savunma Tehdit Azaltma Ajansı'na göre, Amerikan hükümeti Mart 1953'te fareler üzerinde Proje 4.1 adı verilen bir radyasyon çalışması planlamış, ancak Bravo'nun bu hayvanları yakıp kül edeceği öngörüldüğü için Nisan ayında bu çalışmayı durdurmuştur (The Diplomat). Bazı araştırmacılar ve Marshall Adaları temsilcileri, testten önce insanlar üzerinde bir çalışma planlanmadığı yönündeki resmi açıklamaların inandırıcılığını sorgulamaktadır; zira tahliyelerin yavaşlığı ve dönemin yetkililerinden birinin adalıları farelerle kıyaslaması, bu şüpheleri güçlendiren unsurlar arasında gösterilmektedir (OHCHR/Camilla Pohle raporu).
Testin ardından Rongelap, Rongerik ve Utirik atollerinden tahliyeler gerçekleştirildi. Bravo'nun serpintisi, bu üç atolden 230'u aşkın kişinin, aralarında Rongerik'teki 28 Amerikan askeri personeli de dahil olmak üzere, tahliye edilmesini gerektirmiştir. Bunlar arasında en yoğun radyoaktif kirlenmeye maruz kalanlar Rongelap halkı olmuştur (National Security Archive). Testi izleyen ilk yıllarda etkiler belirsizdi ve doğrudan nedensellik kurmak güçtü; düşük ve ölü doğum oranlarındaki geçici artış ile çocuklardaki büyüme bozuklukları, zamanla düzensiz bir seyir izleyerek kısmen normale döndü. Ancak bu görece sessiz dönem, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu; aksine, radyasyonun uzun vadeli etkileri yıllar içinde daha net biçimde ortaya çıkacaktı.
Nitekim 1960'ların başından itibaren tiroid rahatsızlıkları belirgin bir biçimde artmaya başladı. 1963 yılına gelindiğinde Marshall Adaları yerlileri tiroid tümörlerinden mustarip olmaya başlamış; Bravo sırasında Rongelap'ta bulunan 29 çocuktan 20'sinde bu tümörler görülmüş ve pek çok doğum kusuru bildirilmiştir (Wikipedia, Castle Bravo). Bu tablo, ilk yıllardaki belirsizliğin aksine, radyasyon maruziyeti ile sağlık sorunları arasındaki bağlantıyı tartışılamaz hale getirdi. Sonraki dönemde yapılan araştırmalar bu tabloyu daha da netleştirdi: Neal Palafox'un yürüttüğü ve The Lancet'te yayımlanan bir çalışma, doğrudan serpintiye maruz kalan Rongelap ve Utirik sakinleri arasında tiroid kanserleri, lösemi ve diğer radyasyon kaynaklı hastalıklarda belirgin bir artış olduğunu ortaya koymuştur (The Classified Archive).
Projenin en tartışmalı yönü, adalıların bu sürece nasıl dahil edildiğiyle ilgilidir. Rongelap halkı, hazırlanan biyomedikal araştırmanın deneklerine dönüştürülmüş, ancak bu süreci yürüten ekip Marshall halkından onay almamış, hatta bir çalışmanın yürütüldüğünü dahi onlara açıklamamıştır. Adalılara çeşitli rahatsızlıkları için tedavi gördükleri söylenmiş, fakat hangi testlerin ne amaçla yapıldığını açıklayacak bir tercüman çoğu zaman ortada olmamıştır (Arms Control Association). Bu durum, bazı resmi yazışmalarda çalışmanın açıkça bir tedavi değil bir sağlık araştırması olarak nitelendirilmesiyle ve adalıların bir radyasyon deneyinde denek olarak kullanıldığının itiraf edilmesiyle örtüşmektedir.
Bu ihlallerin bedeli, hem sağlık hem de güven açısından ağır oldu. Bravo'dan sadece beş gün sonra başlayan Proje 4.1'in, ertesi ay Amerikan yetkilileri tarafından ömür boyu sürecek bir çalışmaya dönüştürülmesi önerilmiş; bu plan kapsamında hükümet, Marshall halkını bilerek kirlenmiş adalara geri göndermiştir (OHCHR/Camilla Pohle raporu). Yıllar sonra, 1979'da yayımlanan ve insan denekler üzerinde araştırma etiğine dair temel ilkeleri ortaya koyan Belmont Raporu'nun ardında yatan tartışmalarda, Marshall Adaları'ndaki bu ihlaller önemli bir referans noktası olarak anılmış; kişilere saygı, yararlılık ve adalet ilkelerinin bu vakada açıkça çiğnendiği kabul edilmiştir (The Classified Archive).
Tazminat süreci de uzun ve tartışmalı oldu. Adalılar, maruz kaldıkları kirlenme düzeyine göre 1956'dan itibaren Amerikan hükümetinden tazminat almaya başlamış; 1995 yılına gelindiğinde Nükleer Talepler Mahkemesi, fonunun neredeyse tamamı olan 43,2 milyon doları, 1.311 hastalık için 1.196 başvurana ödediğini bildirmiştir (Wikipedia, Castle Bravo). Ancak pek çok Marshall Adası sakini ve insan hakları savunucusu, bu tazminatların yeterli olmadığını, Proje 4.1'in yol açtığı zararın resmi bir özürle karşılanmadığını ve konunun bugün hâlâ ABD-Marshall Adaları ilişkilerinde derin bir güvensizlik kaynağı olduğunu dile getirmektedir (The Diplomat).
Proje 4.1, sadece bir nükleer kazanın istenmeyen bir yan etkisi değil, aynı zamanda bilgilendirilmiş onam alınmadan yürütülen bir insan deneyinin örneği olarak tarihe geçmiştir. Marshall Adaları halkının yaşadıkları, hem nükleer silah testlerinin çevresel ve toplumsal bedelini hem de bilimsel araştırmaların etik sınırlarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren çarpıcı bir vaka olarak günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.
Projenin ortaya çıkışı, testin hemen ardından gerçekleşmiştir. Ana akım tarihsel kaynaklara göre çalışma, Bravo atışından bir haftadan kısa süre sonra, 6 ya da 7 Mart 1954'te örgütlenmiştir (Wikipedia, Project 4.1). Castle Bravo'nun ardından, silah etkileri araştırma bölümüne yeni bir araştırma dalı eklenmiş; Biyomedikal etkiler adı verilen Program 4 içinde, Yüksek Verimli Silahlardan Kaynaklanan Serpintiye Bağlı Önemli Beta ve Gama Radyasyonuna Maruz Kalan İnsanların Tepkisinin İncelenmesi başlıklı Proje 4.1 yer almıştır. Ulusal Deniz Tıp Merkezi'nden Eugene P. Cronkite, projenin sorumlu bilim insanı olarak atanmış ve verdiği talimatlarda projenin gizliliğinin önemini vurgulamıştır (Wikipedia, Project 4.1; Atomic Heritage Foundation).
Bu isimlendirme talihsiz bir tesadüf değildi. Belgeler, çalışmanın aslında testten önce de gündemde olduğunu gösteriyor. Savunma Tehdit Azaltma Ajansı'na göre, Amerikan hükümeti Mart 1953'te fareler üzerinde Proje 4.1 adı verilen bir radyasyon çalışması planlamış, ancak Bravo'nun bu hayvanları yakıp kül edeceği öngörüldüğü için Nisan ayında bu çalışmayı durdurmuştur (The Diplomat). Bazı araştırmacılar ve Marshall Adaları temsilcileri, testten önce insanlar üzerinde bir çalışma planlanmadığı yönündeki resmi açıklamaların inandırıcılığını sorgulamaktadır; zira tahliyelerin yavaşlığı ve dönemin yetkililerinden birinin adalıları farelerle kıyaslaması, bu şüpheleri güçlendiren unsurlar arasında gösterilmektedir (OHCHR/Camilla Pohle raporu).
Testin ardından Rongelap, Rongerik ve Utirik atollerinden tahliyeler gerçekleştirildi. Bravo'nun serpintisi, bu üç atolden 230'u aşkın kişinin, aralarında Rongerik'teki 28 Amerikan askeri personeli de dahil olmak üzere, tahliye edilmesini gerektirmiştir. Bunlar arasında en yoğun radyoaktif kirlenmeye maruz kalanlar Rongelap halkı olmuştur (National Security Archive). Testi izleyen ilk yıllarda etkiler belirsizdi ve doğrudan nedensellik kurmak güçtü; düşük ve ölü doğum oranlarındaki geçici artış ile çocuklardaki büyüme bozuklukları, zamanla düzensiz bir seyir izleyerek kısmen normale döndü. Ancak bu görece sessiz dönem, sorunun ortadan kalktığı anlamına gelmiyordu; aksine, radyasyonun uzun vadeli etkileri yıllar içinde daha net biçimde ortaya çıkacaktı.
Nitekim 1960'ların başından itibaren tiroid rahatsızlıkları belirgin bir biçimde artmaya başladı. 1963 yılına gelindiğinde Marshall Adaları yerlileri tiroid tümörlerinden mustarip olmaya başlamış; Bravo sırasında Rongelap'ta bulunan 29 çocuktan 20'sinde bu tümörler görülmüş ve pek çok doğum kusuru bildirilmiştir (Wikipedia, Castle Bravo). Bu tablo, ilk yıllardaki belirsizliğin aksine, radyasyon maruziyeti ile sağlık sorunları arasındaki bağlantıyı tartışılamaz hale getirdi. Sonraki dönemde yapılan araştırmalar bu tabloyu daha da netleştirdi: Neal Palafox'un yürüttüğü ve The Lancet'te yayımlanan bir çalışma, doğrudan serpintiye maruz kalan Rongelap ve Utirik sakinleri arasında tiroid kanserleri, lösemi ve diğer radyasyon kaynaklı hastalıklarda belirgin bir artış olduğunu ortaya koymuştur (The Classified Archive).
Projenin en tartışmalı yönü, adalıların bu sürece nasıl dahil edildiğiyle ilgilidir. Rongelap halkı, hazırlanan biyomedikal araştırmanın deneklerine dönüştürülmüş, ancak bu süreci yürüten ekip Marshall halkından onay almamış, hatta bir çalışmanın yürütüldüğünü dahi onlara açıklamamıştır. Adalılara çeşitli rahatsızlıkları için tedavi gördükleri söylenmiş, fakat hangi testlerin ne amaçla yapıldığını açıklayacak bir tercüman çoğu zaman ortada olmamıştır (Arms Control Association). Bu durum, bazı resmi yazışmalarda çalışmanın açıkça bir tedavi değil bir sağlık araştırması olarak nitelendirilmesiyle ve adalıların bir radyasyon deneyinde denek olarak kullanıldığının itiraf edilmesiyle örtüşmektedir.
Bu ihlallerin bedeli, hem sağlık hem de güven açısından ağır oldu. Bravo'dan sadece beş gün sonra başlayan Proje 4.1'in, ertesi ay Amerikan yetkilileri tarafından ömür boyu sürecek bir çalışmaya dönüştürülmesi önerilmiş; bu plan kapsamında hükümet, Marshall halkını bilerek kirlenmiş adalara geri göndermiştir (OHCHR/Camilla Pohle raporu). Yıllar sonra, 1979'da yayımlanan ve insan denekler üzerinde araştırma etiğine dair temel ilkeleri ortaya koyan Belmont Raporu'nun ardında yatan tartışmalarda, Marshall Adaları'ndaki bu ihlaller önemli bir referans noktası olarak anılmış; kişilere saygı, yararlılık ve adalet ilkelerinin bu vakada açıkça çiğnendiği kabul edilmiştir (The Classified Archive).
Tazminat süreci de uzun ve tartışmalı oldu. Adalılar, maruz kaldıkları kirlenme düzeyine göre 1956'dan itibaren Amerikan hükümetinden tazminat almaya başlamış; 1995 yılına gelindiğinde Nükleer Talepler Mahkemesi, fonunun neredeyse tamamı olan 43,2 milyon doları, 1.311 hastalık için 1.196 başvurana ödediğini bildirmiştir (Wikipedia, Castle Bravo). Ancak pek çok Marshall Adası sakini ve insan hakları savunucusu, bu tazminatların yeterli olmadığını, Proje 4.1'in yol açtığı zararın resmi bir özürle karşılanmadığını ve konunun bugün hâlâ ABD-Marshall Adaları ilişkilerinde derin bir güvensizlik kaynağı olduğunu dile getirmektedir (The Diplomat).
Proje 4.1, sadece bir nükleer kazanın istenmeyen bir yan etkisi değil, aynı zamanda bilgilendirilmiş onam alınmadan yürütülen bir insan deneyinin örneği olarak tarihe geçmiştir. Marshall Adaları halkının yaşadıkları, hem nükleer silah testlerinin çevresel ve toplumsal bedelini hem de bilimsel araştırmaların etik sınırlarının ne kadar kırılgan olabileceğini gösteren çarpıcı bir vaka olarak günümüzde de tartışılmaya devam etmektedir.
Diğer Yazılar